Peki Ya Pöt?

22 Şubat 2016 Pazartesi 0 yorum


Bilmem kaç yılıydı. Beşiktaş’ta bir başka evde yaşıyordum. O evin de bahçesi vardı. Hem de epey genişçe. Bahçede de bir sürü kedi. Boy boy. Ben de ara ara besliyordum kerataları. Bir gün farklı bir kedi peydah oldu. Tanımadığım bir tekir. Tüylü. Kedicik falan da değil. Bildiğiniz kedi. Erişkin. Merhaba dedim al mama. Aldı. Yedi. Sonra bahçe kapısının önüne oturdu. Kapı dışa açılıyordu. Her çıkmaya çalıştığımda kedi oradaydı. Kapıyı açabilmek için bir süre yerde sürüyordum kendisini. Derken ayrılmaz oldu. Sürekli kapıda. Bir iki gün sonraysa bırak kardeşim içeri gireceğim demeye başladı. Ya dedim dur ben seni hiç tanımıyorum. Dinlemedi. İyi hadi tamam gir bakalım ne yapacaksın dedim. Kedi içeri girdiği gibi koltuğa çıkıp uyudu. Fosur fosur. Normalde kediler bunu yapmaz. İlk kez girdikleri evi tanımak isterler tedirgin olurlar. Orayı burayı gezip koklarlar. Bu hanımefendi epey rahat çıkmıştı. Ana dedim tipe bak. Bir iki gün böyle devam etti. Giriyor çıkıyor yemek yiyor dolanıyor. Bazı geceler eve gelmiyor bazılarında benimle yatakta uyuyor.
Derken bir gün ciddi ciddi konuşmamız gerek küçük hanım dedim.
Oturduk konuştuk. Anlattım. Bak dedim senin, benim kedim olmanı istemiyorum. Böyle bir şey olmayacak. Biliyorum sen de bir gün gideceksin bırakacaksın beni ve ben seni hep merak edeceğim. Mauv dedi. Sanırım anlamıştı ne demek istediğimi. Ama dedim bak şu şekilde yapabiliriz; birlikte yaşayalım?
Sen benim kedim olma. Ben de senin insanın olmayayım. Kabul etti. O zaman dedim sana seslenebilecek bir de isim bulalım. Nasıl birisindir? Mauv dedi yine. O zaman sana Pötürcük demek istiyorum. Uygun mu? Başını salladı. Pötürücükle yaşamaya başladık. Sonra adı uzun geldi kısaca Pöt demeye başladım. Pencereyi her zaman açık bırakıyordum istediği zaman geliyor istediğinde gelmiyordu. Ben evden çıkarken o da çıkıyordu gezinip duruyordu sokaklarda. Sonraları benim işten geldiğim saati öğrendi. Gelişime yakın saatlerde oturduğum çıkmaz sokağın girişinde beni beklemeye başladı. Köşeyi dönüyordum ve evet yine karşımdaydı. İyice bağlandık. Baba kız ilişkisine döndü durum.
Bir akşam yine işten çıkmış eve dönüyordum. Köşeyi döndüm Pöt yine oradaydı. Gel babacığım diye seslendim. Tın tın koşmaya başladı. Ardından bir kız sesi işittim.
-Gel anneciğim. Ses hemen arkamdan sağ taraftan geliyordu. Dönüp baktım benim yaşlarda bir kız. Bir an garip bir bakışma oldu aramızda. İkimiz de Pöt’e sesleniyorduk. Kız atıldı. Demek sen osun? Kimim dedim. Cevap vermeyip devam etti.
-Şimdi anlıyorumm.
Bana da anlatır mısın dedim.
-Çıtır’a sen de mi bakıyorsun?
-Çıtır kim?
Bu dedi Pötürcüğü göstererek. Bu hanımefendinin adı “Çıtır”.
-Ben Pötürcük diyorum kendisine.
Gülüp devam etti.
-Haftalardır bir erkek parfümü alıyordum Çıtır’ın üzerinde. Bazı geceler eve gelmiyordu. Mama veriyorum yemiyordu. Kapıyı açınca da fırlayıp gidiyordu. Şimdi anlıyorum.
Ben de anlamıştım. Pötürcük aslında komşumun kedisiydi. Ve neden bilmiyorum ama evini bırakıp bana gelmişti.
-Her geçen gün daha az geliyor eve dedi.
Haklıydı artık daha sık bende kalıyordu. Tanıştık kızla adı Neşe'ydi. Neşe kediyi sahiplenmedi. O nasıl istiyorsa öyle olsun dedi, ben de onayladım. Çıtır/Pötürcük kimle isterse onunla yaşayacaktı.
Arada konuşuyorduk Neşe ile. Pöt’ün eve hiç uğramadığını söylüyordu. Sonra başka bir kediyi evlat edindi.
1 yıl sonra taşındık birlikte. Kızla değil Pöt'le. Bir apartman dairesine. Bodrum katı bir dehlize. Gitmek ister belki diye pencereyi hep açık bıraktım. Sonuçta koşup dolanacağı bir bahçesi yoktu evin. Pöt garip bir şekilde hiç terketmedi evi de beni de. Doğal gazı ödeyemeyeceğim için asla kalorifer yakmadığım anormal soğuk dönemlerde gecelerce kucağımda oturup eşlik etti. Bel seviyesine kadar iki kez su bastığında bile dışarı çıkmadı. Yatağı yanlaması dikip bırakmıştım. Su tahliye edilene kadar iki gün tepesinde oturup bekledi. Üstündeki küf kokusunun geçmesi altı ay almıştı zavallının. Beş kez ev taşıdık onunla. Binbeşyüz kez öfke buhranı yaşadım yanında.
Kapıyı bacayı kitaplığı duvarı yıktım, bir an bile korkup gitmedi. Hep derim; o benim kime neye öfkelendiğimi bile bilir gelip küçük burnuyla sakinleştirmeye çalışır.
Nihayet bu evde tekrar huzur buldu tüylü patates.
Sonunda yeniden bir bahçe, yeniden ağaçlar, sokaklar.
Ben bunu yazarken belki şimdi o sokaklarda dolanıyordur kimbilir... ama bildiğim bir şey var; akşam bahçe kapısında beni bekliyor olacak.
Herkese kedili günler.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB