Kendim Olmak

12 Eylül 2011 Pazartesi 0 yorum
Hayatta kalmak için neye ihtiyacımız var?
Birşeyler yiyip içip kiramızı ödeyip, istediğimiz bir kaç küçük şeyi alabilmek için biraz paraya mı? İşten yorgun argın döndükten sonra koltuğumuza uzanıp sevgilimize sarılıp soğuk bir şişe birayı yudumlamaya mı?
Çok basit olduysa bir üst maddi basamağa ve sorumluluklara geçip çocuğumuzun özel okul taksidini, kabarık kredi kartı borcumuzu, tatil masraflarımızı, banka kredimizi ve 250 metre kare şehrin elit bölgesindeki dairemizin hafifçe yüksek olan kirasını karşılayabilmek için biraz daha fazla paraya mı?
İş çıkışı güzel loş bir bara gidip jazz dinleyerek buzsuz tek malt viskimizi yudumlamaya mı?
Daha büyük ve güzel bir eve mi? Lüks bir yata mı? Spor bir arabaya mı? İyi bir işe mi?
Maddi olanakların düzeyine çok takılmayalım.
Bir kadının\erkeğin sevgisine mi ihtiyacımız var hayatta kalabilmek için? Şefkat dolu bir sarılışa mı? Sevişmeye mi?
Dinleyen bir dosta mı?
Yanı başımızda yatan sadık bir hayvana mı?
Gezip tozup dolaşmaya mı?
Evet elbette mutlaka hepsine ihtiyacımız var gibi görünüyor...
Ancak şu an ben o noktada değilim.
Bunların hiç birine evet budur diyemiyorum zira benim hayatta kalabilmek için kendim olmaya ihtiyacım var. Kendim olabilmeyi yüceltmiyorum, bunu havalı bir deyimmiş gibi kullandığımı da düşünmeyin, bahsetiğim şey insan tekamülündeki bir üst basamak değil. Bu sadece okunduğu yazıldığı gibi basit bir “kendim olmak”.
Bu gündelik iş hayatımda kabaca şu demek;
En başta sabah kalkıp yapmaktan zevk almadığım işime gitmemek, takım elbise giymemek, üstüme yığılan sorumlulukları yerine getirmemek, aptala akılsıza daha fazla eyvallah dememek, istifayı basmak demek.
Evdeyse bazen çıplak dolaşmak, özgürce gaz çıkarmak geğirmek demek. Bazen gece çıkıp çapkınlık yapmak, bazen hiç yemek yemeden sadece içmek, bazen gecenin dördünde kokoreç yemek bazen de uyumamak demek. Bu bir kadını ve tüm kadınları sevmek demek. Tanımadığın birini sadece o anı yaşayıp öpebilmek demek. Bu, yerli yersiz kopup gitmek, ne zaman döneceğini bilmemek, dönülecekse de bir tek kendim için dönmek.
Eğer seçimlerim sonucu yalnız kalmayı getiriyorsa yalnız kalmak, eğer seçimlerimin sonucu daha az parayı getiriyorsa şarabın yanında ikinci kalite beyaz peynir yemek demek.
Bu bencilliğin ta kendisi ve ben bunu seviyorum.
Sevmekten de öte ona ihtiyacım var biliyorum. Tüm sonuçlarını göze alıyorum. Kendim için, istediğim gibi yaşamaya ihtiyacım var. Bir sevgili için para kazanmak için kariyer için değil kendim için.
Buna kesinlikle doğru karar, faydalı bir çözümya da “kazanmak” olarak bakılamaz ama en azından bu bir şeyleri kaybetmeyi daha fazla düşünmemek demek. Bu sahip olmamak hiçbirşeye.
Bu ait olmamak hiç bir zamana, hiç bir mekana ya da insana.
Tepemde mavi bulutsuz bir gökyüzü, belli belirsiz bir rüzgar esiyor güneye.
Çok seçilmiş asfalt yollar işte şurada az önümde, az yürünmüş yollarıysa çoktan kaba otlar ve dikenler bürümüş. Oysa yanlarda iki güçlü kolum iki bacağım ve göğsümde hala atan kalbimle anın kudreti bende. Nasıl da kedi gibi küstah ve kendimden eminim görseniz çok gülersiniz. Ama inanın alkolün verdiği o sahte cesaret yok üstümde.
Yarın düşüp ölsem de tüm gücümün tükenebileceğini bilsem de elimden başka bir halt gelmiyor, “bugün” meydan okuyorum alabildiğine.
Hayat zor,
Hep zordu, öyle ya da böyle her zaman da zor olacak.
Belki daha da zorlaşacak
Ama bu iş böyle.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB