52 Nolu Yolcu

22 Eylül 2011 Perşembe 0 yorum
Aslında gün iyi başlamıştı, öğlen babam taburcu oldu, onu hasteneden alıp eve yerleştirdim sonra uygun bir saatte İstanbulda olabilmek için hesap yaptım. Bursa İstanbul otobüsle üç buçuk, dört saat kadar sürüyordu, akşam dört otobüsüne binersem sekiz civarı orada olacaktım iş çıkışı saatini geçtiği içinde rahatça eve ulaşabilirdim. Bu gayet akla mantığa uygun makul planla heyecan içinde evden çıktım, otogara gidip “katil çok” adlı otobüs şirketinden elli iki nolu koltuğu kiraladım, sevdiklerime ağızları “datlansın” diye kestane şekeri aldım ve koltuğuma oturdum.
Elli iki nolu koltuğu hemen tanıtayım; Bu koltuk otobüsün en gerisinde, sağ tarafta, pencere kenarında olan koltuktur. Normalde pek çok insan burada oturmak istemez oysa bu koltuk benim ilk tercihimdir. Koltuğu seçme sebebim anladığınız üzere herkesten uzak ve görece izole bir konumda oluşu.
Yolculuk oldukça hoş başladı, otobüs dolu değildi, benimse yanım tahmin ettiğim gibi boştu.(Bursa İstanbul arası durulacak yegane yer Gemlikdir yani yüksek ithimalle başka yolcu almayacak rahat bir yolculuk yapacaktık) Hemen netbook’umu çıkardım kulağıma “güzel” müziğimi koydum ufak ufak birşeyler yazamaya başlamıştım ki otobüs o dakika durdu. Ufukta üç çocuklu bir aile göründü. Üç erkek çocuk(çocuk yaşlarını hiç tahmin edemem ama sıralama ancak şu üç kombinasyon şeklinde olabilir) 2-3-4, 3-4-5, 5-6-7 Sonuncusu çok düşük olasılık. Ben o an bildiğiniz panik atak oldum çünkü beş kişinin oturabileceği tek yer benimde içinde bulunduğum en arka iki sıraydı. Düşündüğüm gibi oldu ve ailenin üç çocuğu ve annesi benim önümdeki dört koltuğa yerleşti baba da diğer en arka pencere kenarına kuruldu(sol taraf). Durum yine de iyi sayılırdı yanım yine boştu ve açıkçası çocuklar oldukça sessizdi. Bir on beş dakikalık “normal” seyirden sonra otobüs yeniden fren yaptı ve bir kez daha yoldan yolcu aldı.(o freni hissettiğimde anlamıştım birşeylerin ters gittiğini) Bu kez binenler bir anne ve yaşını yine tam tahmin edemediğim kızıydı.(sanıyorum üç yaşında falandı) Daha önceden konuşulmuşcasına hemmen kız benim yanıma, annesi de onun yanındaki koridor tarafı koltuğa oturdu. İlk tekmemi henüz otobüs kalkmadan yemiştim. Kız bildiğiniz bir manyaktı sevgili okurlar yani bu canlı nasıl hakkıyla anlatılır inanın bilemiyorum, ilk yarım saatte yediğim tekme sayısı çok rahat bir atmış vardır. Annesi de kendi gibi çok muhterem bir insandı(canım benim) tüm bu tekmeleri görüp gülümsemekle yetindi ancak herşey bir yere kadardı.Kız hiç bir şekilde laftan sözden anlamıyordu.
Benim kayış tam olarak atmış üçüncü tekmeyle birlikte netbookumun cama çarpmasıyla koptu. Normalde çok mülaim bir insanımdır kimsenin tavuğuna kışt demem, kalbini kırmam ama bu defa uyuyan devi uyandırdılar. Ben de kıza tekmeyle cevap vermeye başladım. Bildiğiniz karşılıklı saydırıyoruz birbirimize. Sakın üzülmeye falan da kalkmayın çocuk için üç yaşında olması sizi kandırmasın aslen insan bile değildi çok eminim. Bu arada kız şaşı, hatta şaşıdan bir tık öte bir durum varsa kız işte o. Sol gözü içeri bakıyor diğer göz normal.(allahın cezası bakamaz olsun, töbe töbe) Hatta sol gözün baktığını söylemek bile doğru olmaz solda kitlenmiş duruyor. Hani derler ya allahın gücüne gitmesin bunu niye yaratmış, işte bu da aynı öyle. İçi dışı bir, bir çirkinlik bir gudubetlik abidesi ki sormayın. Adı da Cerenmiş onu da öğrendim, biz Cerenle seri şekilde tekme dirsek birbirimize girdik ama yenişemiyoruz. Asabım çok bozuk her an kızın gırtlağına sarılıp canını alabilirim. Tam o sırada muavin kek içecek vs. servisi için bizim koltuklarınların yakınına geldi, bakın yakınına diyorum yanına değil çünkü adam yaklaşamıyor. Hayırdır dedim bu adam neden gelemiyor bize doğru diye eğilip öne bir de baktım ki , o üç erkek çocuk evet hala sessizler ama solucan misali yerde dolanıyorlar ve bir adım atacak yer yok.(anneleri uyuyor baba camdan çam ağaçlarını izliyor) Muvain de ayrı bir organizmaydı. Ne içeceğimi sordu, kola dedim ne yersin dedi “püskevit” dedim.
Muvain önce kolayı bardağa koydu ve bana doğru uzattı ama nafile arada iki metre vardı ulaşmam imkansızdı ayrıca arada bir yetişkin de yoktu ki al delikanlı işte kola iç ferahla desin. Bir, bir buçuk dakika kolaya ulaşmaya çalıştım ulaşamadım. Sonunda muavin bisküviyi kafama fırlattı bense hala kola isteyen acınaklı gözlerle ona bakıyordum. Sonra muavin çok zeki ve çözüm odaklı biri olduğu için boş bir bardağı bana doğru fırlattı, içi boş bardak tahmin edilebileceği üzre ayıptır söylemesi “anasının nikahına gitti”(ağırlığı yok ki atıldığı yere gitsin) Sonra bir tane daha attı o da ulaşmadı, en sonunda kolayı olduğu gibi şişeyle fırlattı. Şişeyi kafama gelmeden havada tuttum ama bardağım yoktu. Neyse ki muvain çok müslüman bir insandı da dolu şişeyi bana helal ederek oradan ayrıldı.(bu seyahat boyunca alacağım ilk ve son insani yardım olacaktı) Soğuk kola bozulmuş sinirlerimi biraz olsun rahatlatmış tı ki şişeyi indirdiğim anda dört koltuk ileride çakma bir sarışının beni kestiğini farkettim. O da ayrı bir çirkindi. Ayrıca otobüste dünya güzeli olsa ne olur ben asla o ortamda kimseye yazılmam.(düşündüm de dünya güzeli olsa belki yazılırdım) Herneyse buna yazılmam fiziken zaten mümkün değildi ama hatun çok inatçıydı dönüp dönüp bakıyordu bir yerden sonra göz göze gelme korkusuyla başımı yerden kaldıramaz oldum. Saat 18:00 itibariyle bir de nerden geldiği belli olmayan garip bir koku ortaya çıkmasın mı! Kusmakla intihar etmek arasında epey bir bocaladım. Koku nasıl desem, böyle ölmüş ananeniz mezarından çıkıp size etli kuru fasülye pişiriyormuş gibi bir kokuydu. Evet kurufasülyeydi ama ölüm kokuyordu. 18:30 gibi Cerenle olan savaşımı kaybetmek üzereydim. Bacağımın sol kısmı aldığım darbeler yüzünden tamamen hissizleşmişti. O şaşı sol gözü asla unutamayacağım sanki cehennemden beni gözlemek için gönderilmiş üstüme sabitlenmiş şeytani bir sembol gibiydi. Ama ben bu şeytani imgeyi durduracaktım.
Önce annesini gözledim, uyuyordu sonra yavaşça bisküvilerden birini paketinden çıkarıp avucumun içinde sessizce kırıp ufaladım. Ceren’in uygun anını kolladım, sonunda uygun an gelmişti, kız esnedi, esnediği anda kırdığım bisküvileri kızın yüzüne fırlatıp sağ kolunu güçlüce cimcikledim. Ardından hemen başımı cama dayayıp uyuyor numarası yaptım.
Başarmıştım, Ceren ağlıyordu. Annesi uyanıp kızın yüzünü gözünü sildi, kız henüz konuşamadığı için annesine birşey diyememişti sonra da uyudu gitti zaten–gerçi bence o kız ileride de konuşamayacak en fazla hırlar kükrer. Yolculuğun bundan sonraki kısmı sakin geçti, en ön koltukta oturan iki çocuğun geldik, gelmedik şeklindeki yaklaşık yüz seksen altı kez tekrarlanan sözlü atışmasını saymazsak herşey normal sayılırdı.
Yerde yuvarlanan üç erkek kardeşi ayağımın dışıyla kenarlara itmek suretiyle, ısdırap dolu otobüsü terkettiğimde İstanbul, pes etmeyen, şeytani güçlere boyun eğmeyen beni, göz yaşları dökerek selamlıyordu.
Yağmurdan ıslanmış tişörtümün altında beliren seksi göğüs uçlarımla onurlu ve gururlu bir şekilde evime kedime doğru yolaldım.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB