Dünden Sonraki Gün

20 Kasım 2011 Pazar 0 yorum
Bugün,
Yorgunluk, bitkinlik, hafif ve düzensiz seyreden mide bulantısı eşliğinde, pazartesinin ne kadar da yakın olduğunu düşünüp huzursuzluk ve endişe içinde kıvrandığım kısacık altı saatlik birgün. Güneş ışığını da yakalamak malesef bugün nasip olmadı.
İçimde azımsanmayacak bir korku var. Soruyorum kendi kendime insan bu kadar korkar mı yarınından?
Korkabiliyor belli ki ama korkmamalı... Korkmamalı derken aslında korkulacak hiç bir şey yok demiyorum. Korkulacak şeyleri hayatımızdan uzak tutmalıyız demek istiyorum. Belki çok açık gelmiyor dediklerim çünkü belki bu sadece benim problemim.
Bazıları şımarıklık der buna, bazıları doyumsuzluk, bazılarına göreyse bu aç gözlülük...İsminin ne olduğu inanın hiç umrunda değil.
Tek bildiğim şey;
Yarın işe gitmekten ölesiye korkuyorum.
Bana getirdiği yararların dışında ki bu asla paradan fazlası değil, tüm kalbimle diyebilirim;
İşimden korkunç büyük boyutlarda ağız dolusu nefret ediyorum.
Evet para kazanmak için yaptığım bu iş beni sonsuz mutsuz ediyor. Böylesi karanlık ve mutsuzluk dolu bir düşünceyle, hisle daha ne kadar devam edebilirim bunu yapmaya?
Hiç bilmiyorum. Böyle düşününce aklıma eski bir hikayem geldi.
Orta okuldayken bir okul müdürümüz vardı. Müdür sıfatı altındaki herkesten aslen tiksinmemin dışında bu adamın yeri benim için farklıdır. Birgün biz kabus boyutlardaki yaramaz öğrencileri odasına çekip şu konuşmayı yapmıştı. Ki bu az sonra yazacağım cümleler benim genel olarak herşeye biraz daha farklı bakmama neden olmuştur. Şöyle demişti;
-Bakın çocuklar(bunu söylerken kızgın değildi aksine yüzünde huzur vardı) Başta sizden nefret ediyordum bu yaptıklarınızı cezayla, dayakla çözebileceğimi sanıyordum ama belli ki işe yaramıyor. Yaramayacak da. Çünkü siz aslında burada olmak istemiyorsunuz ve bende sizi buraya uygun insanlar haline getiremiyorum. Sizde bir uyum sorunu, bir asilik bir tam olarak isimlendiremediğim anlaşılmaz garip bir durum var. Öte yandan bunun artık belki de olması gerektiğini, normal bir şey olduğunu düşünüyorum. Bakın bu ülkeye limoncu da lazım, ayakkabı boyacısı da, serseri de, ressam da iş adamı da. O yüzden bence kendinizi okuyacağım diye fazla zorlamayın. Burada olmak zorunda değilsiniz. Ayrıca burada olduğunuzda başkalarına da huzur vermiyorsunuz. Mehmet Bey’in odasından çıkarken dediklerini çok iyi anlamıştım ama yapamazdım. Okulu bırakamazdım.
Evet orta okul, lise zorunluydu.Üniversite farklıydı. İstediğim bir şeyleri öğrenmek için gidiyordum.
Ama peki ya sonra? Yani şimdi.
Hem geçmişime hem de bugüne bir bakıyorum da...
Açık konuşmak gerekirse yeryüzündeki en kötü öğrenciydim, ve şu anda da en bedbaht, depresif, negatif ofis çalışanıyım. Okulda herkes illalah ederdi, iş hayatında da aynı. İçinizden biri birgün çıkıp gelse bizim ofise , yanıma otursa. İnanın siyah auramın içine girip kömür karası olup geri çıkması en fazla otuz saniyesini alır.
Sanki çoğu zaman hayattaki amacım insanları isyana teşvik etmekmiş gibi geliyor bana. Bırakıp gidelim... bir tekneyle açılıp kaçalım... bir dağa çıkalım bir daha da inmeyelim. Bu bozuk düzeni yıkalım geçelim, adını bir daha anmayalım.
Tüm cümlelerimin sonunda yatan “kedi” aslında hep aynı tema;
Özgürlük.
Bugün, dünden sonraki gün.
Hergün, dünden sonraki gün. Hepsi akıp geçiyor, yitip gidiyor.
Bilmesi bedava tabi, söylemesi bedava, ağlaması, sızlanması, yazması, çizmesi bedava...
Peki gerçekten değiştirecek irade nerede?

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB