Kara Yaka

7 Nisan 2016 Perşembe 0 yorum


Her sabah elimde kask, uzaya fırlatılmaya giden astronot misali eve veda edip yola koyuluyorum.
Sabah trafiğinde, beyaz roketimin içinde, asteroidler arasında, uzun bir yolculuktan sonra varabiliyorum uzay istasyonuna.
Yüzbaşı Ertan benden önce varmış oluyor genellikle.
Günaydınlaşıyoruz. İlk sızlaşmaşlar hemen o dakika içinde gerçekleşiyor.
Anuna koyum yine geldik diyor yüzbaşı. Geldik walla diyorum.
-Biter mi bugün abi?
Bilmem ki bakıcaz diyorum.
-Du ben bir giyinip geleyim devam ederiz ağlamaya.
Malum yolculuk kıyafeti var üstümde. Biliyorsunuz bununla çıkılmaz uzaya. İvediyetle uygun kostüm giyilmeli. Allah muhafaza “uyarı” adını verdikleri radyasyon türünden yiyebiliriz.
Gidip siyah gömleği kıravatı çekiyor, saçları uygun forma sokuyorum. Dönüyorum tekrar masaya.
Heh diyorum nerede kalmıştık ?
Bilemedim ben de diyor Ertan Yüzbaşı.
-Tükürürüm böyle hayata mı diyorduk ki?
-Yok lan. Onu dün söylüyorduk. O Çarş’ın argümanı.
-Bugün ne ki?
-Perş oldu.
Çarşamba Perşembe demeye mecalimiz kalmamış.Hafta içi günler tek heceli artık. Paz, Sal, Çarş, Perş, Cum.
Perş günleri genellikle sans oyunları ve sahip olamadığımız paralar hakkında konuşup, hayal kuruyoruz. Evet uzaydayız ama istasyon içindeyiz sonuçta. Garip. Camdan izliyoruz evreni.
Uzaklara yol almak için yeterli büyüklükte kendimize ait mekiğimiz olmadığı için para çıkarsa nasıl mekikler alacağımıza nerelere gideceğimize dair hikayeler anlatıyoruz birbirimize.
Bir yerden sonra o da kabak tadı veriyor. Herkesin hikayesi aynı.
Müdürümüz geliyor. Albay Toygar. Günaydın beyler diyor. Eyvallah patron diyoruz. O da kostüm değiştirip oturuyor masasına.
Ee napsak ki diyor. Albay bizden de bıkkın. Malum o çok daha fazladır bu görevde.
Darlanıyoruz hep beraber. Darlanıyoruz, darlanıyoruz, darlanıyoruz.
Uzay boşluğu mu sonsuz bizim daralmamız mı emin olamıyorum bazen.
Daha önce en az 10 kere söylemiş olmama rağmen. Tekel mi açsak ki diyorum yine. Laf olsun beri gele. Adet yerini bulsun söylenmedi olmasın diye.
Albay da en az 10 kere söylemiş omasına rağmen aynı cevabı veriyor.
-Herşeyi sen içersin batırırsın dükkanı.
Adam haklı.
Bu fasıl da bitince bir sonrakine geçiyoruz. Eve dönünce ne yapacaksın sohbetleri başlıyor. Onlar da aynı.
Gezsek mi, dinlensek mi, spora mı gitsek, sevişsek mi, sinemaya mı gitsek, kitap mı okusak bilemiyoruz. Çocuğu olan daha da sıkıntılı. Patates gibi bırakınca tarlada büyümüyor tabi onlar. İlgilenmek , zaman ayırmak lazım. Plan çok. Zaman yok.
Yaptığımız hesaba göre bize 57 saatlik bir gün lazım. Maalesef yok öyle bir şey. Hiç olmayacak da.
Herkes bir saatten sonra ilaç kutularını çıkarıyor. Başlıyor haplanmaya. Albay’ın midesi bozuk, yüzbaşının başı ağrıyor durmaksızın. Ben çoktan delirmişim.
Öğle saatine doğru çıkıp biraz uzay havası alalım diyoruz. Oksijenimiz sınırlı ama. Doğru hesap yapmak lazım. 60 dakikayı geçirirsek bir daha dönemeyebiliriz istasyona. Hep aynı yerlere gidiyoruz o yüzden. Rotamızı bilmeyen kalmadı. Sola dön. Sonra yine sola. Sonra sağa. 2 kere tavaf et havuzu. Çök banka. Suyu izle bir süre. Git, dolan, dön 45 dakikada hallediyoruz bir şekilde.
Kaç saat kaldılar başlıyor döndükten sonra. 4-3-2 falan değil. Kimse inandıramaz bizi saatler kaldığına. Aylar haftalar var eminiz. Geçmiyor asla.
Kaslar hareketsizlikten, dirençsizlikten erimeye başlıyor uzayda. Huzursuz bacaklar sallanmaya başlıyor masa altlarında. Bir saatten sonra ister istemez ayaklanıp ordan oraya dolanmaya başlıyoruz ofis içinde.
Çaydan kahveden içimiz şişiyor.
Yok ama. Yine de geçmiyor.
Bir şekilde dayanıyoruz ama. Herkesin çözümü farklı. Güzel şeyler düşünüp, müzik dinliyor bazılarımız. Bazıları sıkıntıdan kendini alışverişe veriyor. Kullanmaya vakti bile olmayacakları şeyler alıyor. İstasyonun dışında neler oluyor diye merak edenler başkalarının hayatlarını takip ediyor sosyal medyada. Zamanın izafiyetini lehimize çevirmek için yırtıyoruz kendimizi.
Biz 3 veriyoruz, zamansa 1 tane geçiyor. Geçiyor yine de.
Vakit yaklaşıyor dönüş için. Ama ev yolu yine asteroid dolu. 2 saat kayıp hesaplıyoruz. 59 saate çıktı diyoruz ihtiyacımız olan günün süresi.
Absürd bir komedi izler gibi gülüyoruz kendimize. Lakayıt ve inançsızız. Çıkan çıkıyor yola. Bazısı yok ben çıkmam bir iki saat daha geçsin sakinleşsin diyor yol.
Dönüyoruz Dünyaya.
Eş sevgili çocuk kapıdan giren birer kahraman görüyor karşısında. Ne de olsa ekmeği getirmeyi başardı bir şekilde eve.
-Anlatsana diyor çocuk koca gözleriyle. Uzayda bir gün nasıl geçiyor baba? Onca hesaplama, analiz... Heyecanlı mı?
Diyemiyoruz tabi. Oğlum aslında ne Uzaydayız ne Dünyada. İkisinin arasında arafta bir yerde. Boşlukta bir kutu içinde, önümüzde bilgisayar yanımızda cam öyyle bakınıyoruz diye.
Kırmamak lazım ufaklığı. Şimdi değil. Varsın bir süre daha bilmesin acı gerçekleri.
Derin bir nefres alıp gülümsüyoruz.

-Çok heyecanlıydı oğlum. Büyüyünce sen de göreceksin. Hergün Dünya'yı kurtarıyoruz.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB