Doğru Evrilip Yanlış Olmak

11 Nisan 2019 Perşembe 1 yorum


Bir zamanlar tanıdığım biri, kalabalık bir sohbet esnasında “çok doğru evrilip, çok yanlış biri olmak” diye bir durum var demişti.
Gecenin bir körüydü bunu söylediğinde ve her zamanki gibi çok içmişti herkes. Dolayısıyla kazara mı kurmuştu bu cümleyi yoksa bilerek mi hala emin değilim.
Emin değilim çünkü bana öyle çok düşünen, derin bir kişiliği varmış gibi gelmemişti ve argümanını destekleyecek örnekler de göstermemişti. Açıkçası karşımdaki kişinin “çok doğru” evrildiğini de düşünmüyordum.




Gerçi önemi yoktu bunun. Yani sözü söyleyenin ne dediğinin farkında olup olmasının bir önemi yoktu artık. Sadece “amacının” önemi vardı.
Bu tür soruları artık basite indirgiyor ve cevabı da aynı şekilde basitleştiriyorum. Sadece benim için diyorum. Ben duyayım diye kuruldu bu cümle, hepsi bu.

Peki doğru muydu bu? Olabilir miydi? Cümlenin benim için kurulup kurulmamasında bahsetmiyorum. Yani doğru yolda ilerleyip yanlış bir yere varılabilir miydi?
Her şeyi doğru yaptığını bilip, yine de uzaklaşmak insanlıktan... daha da durağanlaşmak... yalnızlaşmak… daha da çok “yok olmaya duyulan bir özlem” bu gerçekten olabilir miydi?
Biliyorum ki doğru ve yanlış kavramlarının içine girdiği her konu tamamen sübjektif.
Yani asıl soru; doğru şeyleri yaptığını düşünüp, ulaştığın yerdeki muazzam yanlışlık hissinde saklı.
Lanet olsun daha ne yapmalıyım? Daha ne olmalıyım? Ve nerede olmalıyım ki daha iyi hissedebileyim?

Bunu çözümlemeye kalktığımda iki dünyayı da sorgulamam gerektiğini biliyordum. İlki iç dünyam dediğim yerdi. Yani kalbimin, zihnimin ve ruhumun kesiştiği, uzlaştığı o küçük alan.
Buraya çekirdek, merkez ve çoğunlukla da benlik derim. İlk soru buydu, yani benliğimden memnun muydum? Daha doğrusu olmayı seçtiğim kişi hakkında hissettiklerim… iyi miydi?
Klişe bir soru vardır bilirsiniz, akşam yastığa başınızı koyduğunuzda vicdanınız rahat mıdır diye. Benimki rahat evet.   
Yaptıklarım, seçimlerim,  tutumlarım ve duruşumla ilgili hiç bir sorunum yok. Bunu söylerken kusursuz olduğumu söylemeye çalışmıyorum. Aksine. Demek istediğim şey, iç dünyamdaki tüm kusurlara ve yaralara rağmen kendi içinde tutarlı ve barışçıl bir yaşama alanına sahip olduğum.   
Ama her sabah gözlerimi açıp tavana baktığımda bana musallat olan o bunaltıcı his,  önümdeki gün içerisinde beni bekleyen şeylerle ilgili bir problemim olduğu gösteriyor bana.
Ve bu hissi kurcaladığımda dış dünya hakkındaki beklentilerimin yüksekliğini ve bunların asla karşılanamayacaklarını görüyorum.
O halde “yanlışlık hissi” gözlerimi açıp bu dünyaya dahil olduğum anda patlak veriyor. Peki neden? Açıkçası neden basit.
İşin şöyle bir yanı var ki; yukarıdaki cümleyi duyduğunda benim gibi buna yakınlık duyan herkes ama herkes özünde toplumla derin çatışmalar yaşayan kişiler.
Hatta durum çok daha basite bile indirgenebilir.
Diyebiliriz ki; kişinin doğru evrilmesi demek, iç dünyasındaki huzuru, kendinden duyduğu memnuniyeti, yanlış biri olması ise dünyayla, toplumla yani dışarısıyla olan ilişkisini temsil ediyor.
Burada işler sarpa sarıyor tabi. Çünkü anlıyorum ki bu bir aşk filmi değil. Belli ki burada bir uyum ahenk olmayacak. Aksine bu bir savaş filmi. Ve hepimiz biliyoruz ki savaşlarda güçler çatışır, güçlü olan da kazanır.
Ama bazılarımızınki öyle de değil.  Yenemediğimiz gibi yenilmiyoruz da. Keşke düşüp ölsek ya da tutsak alınsak… Film bitse yazılar geçse ve kaynağa geri dönsek.
Hepimiz için böyle olmuyor… olamıyor maalesef.
Neden biliyor musunuz? Çünkü bazılarımızın iç dünyası toplumun kendisi kadar güçlü. Yani dış dünyanın dayatmaları onları ezemiyor. Ezemiyor ama kişi de toplumu tek başına sindirip öğütemiyor. Sonsuz bir döngü şeklinde çatışıyorlar.  Bu noktada kişi, toplum için bir çıkıntı olarak görülüyor. Ve sahip olduğu değerler, özellikler yeriliyor dışlanıyor. Bu kısım mesela bana her zaman komik gelmiştir. Laf olsun diye komik demiyorum gerçekten gülüyorum bazı şeylere. Çünkü gülmeyip ciddiye alırsam toplumu, adam yerine koymuş olurum onu. Öyle bir şey tabii ki yapmıyorum.
Kaliteli bir mekana gidildiğinde, kaliteli bir kıyafet giyildiğinde, kaliteli bir yemek yendiğinde kaliteli olunduğunu düşünen bir güruhun fikirlerini elbette ciddiye alamam.
Hatta hiç yumuşatmadan toplumun hemen hemen her yargısı ve sözüm ona duruşunun bana ancak ve ancak bir cehalet göstergesi olarak göründüğünü de söyleyebilirim. Çoğunluk denen şeyin bokluk olduğunu da ileri sürebilirim elbette ama abartmaya gerek yok sanırım.

Lafı daha fazla uzatmadan bağlamak istiyorum.
O halde tekrar soruyorum; 
Çok doğru evrilip, çok yanlış biri olunabilir mi?
Elbette olunabilir çünkü doğru evrilen kişi öylesi büyüyüp serilip serpilir ki, öylesi yollardan geçmiştir ki artık tek başına var olabilir.  Topluma ihtiyacı olmaz.
Toplumsa kendisinden kopuk ve asla ulaşamayacağı bir noktayı kabul etmek istemez.
Kısacası doğru insan, toplum için hakarettir.

1 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB