Vakit Kaybı

28 Haziran 2016 Salı 0 yorum

Zamanında bir yerde okumuştum.
“Hayat usb’yi bilgisayardan güvenle çıkarmak için çok kısa” yazıyordu.
Kesinlikle çok doğru gelmiş, epey de gülmüştüm. Yazan adam bariz haklıydı.
Düşününce buna benzer pek çok şey olduğunu görüyor insan. Bazılarını bu şekilde dile getirmesek de kendiliğinden yapıyoruz. Mesela bence hayat, çamaşırları çamaşır askısından alıp katlayıp dolaba koymak için de çok kısa. Askıdan alıp giyer devam ederim, nedir yani. Yatağı yapmak için de çok kısa hayat. Onunla vakit kaybedeceğime evden çıkmadan bir kahve daha içerim.
Aslında kedi kumundaki kakaları temizlemek için de çok kısa. Onu yapacağıma ayaklarımı uzatır yaşamın keyfine bakarım.Gerçi bu sonuncu çok olmadı sanırım. Ev pis kokunca hayattan pek keyif alınmıyor zira. Öte yandan siz sanırım konuyu anladınız.
Bize göre “vakit kaybı” olan şeylerden bahsediyorum.
Nefffret ediyoruz değerli zamanımızı boşa harcamaktan. Değerli yaşamımızı anlamsız şeylerle doldurmaktan.
Komik olansa, nefret ettiğimiz halde yine de zamanı asla verimli kullanamıyor oluşumuz.
Oysa insan öleceğini bilen tek canlı. Yani bir miktar mantıklı olması beklenebilir bu konuda. Ama öyle değil işte. Bu, bilinçli olma durumumuz bile bir şeyleri değiştiremiyor hareketlerimizde.
En bilinçsiz varlıktan bile daha kötü kullanıyoruz zamanı.
Asırlık ömrümde gördüğüm kadarıyla insanoğlu gerçek zaman kayıplarını doğru olarak hesaplayamıyor. -Bu arada bence hayat, ütü yapmak için de çok kısa. Aklıma gelmişken söylemek istedim.
Ne diyorduk. Evet, doğru olarak algılayamıyoruz. Ya da algılıyor ama gerçeklerden kaçıyoruz.
Sen mesela bunu okuyan kişi. Senin de şu an içinde olduğun yaşamı iyi yönettiğinden hiç emin değilim. Çünkü konu, çamaşır yatak toplamak ve ütü yapmaktan daha ciddi. Şöyle klişe bir kaç soru sormak istiyorum mesela.
Kaç kişi tanıyorsunuz peş para etmez insanları hayatında tutan?Aile, akraba, sözde arkadaş? Ailenin peş para etmezi olmaz demeyin. Olur. Hem de nasıl olur.
Peki kaç kişi biliyorsunuz yıllarca aynı iş yerinde sömürüye uğrayan? Nasıl? Hep bildik tanıdık şeyler değil mi bunlar?
Son olarak şunu da sorayım da çıksın aradan;
Kaç kişi var aranızda, sözde sevgilisinin, eşinin aslında doğru kişi olmadığını bilip de hala onunla birlikte kalan?
Bakıyorum bütün eller havaya kalktı. Herkes cevap vermek istiyor ama gerek yok. Sakin olun. Ben biliyorum kaç kişi. Çok kişi. Çok. Buna rağmen yine de insanların ağızlarında, kalplerinde hep nedense aynı cümle. Geldik gidiyoruz elleşmeyelim.. Şimdi durduk yere huzursuzlanmayalım.. İyi kötü bir şeylerimiz var oynaşmayalım...
Ve tabiiii ki: “Ne yapıp edip bu adamın/kadının içindeki cevheri ortaya çıkaracağım.” En çok bu sonuncuyu seviyorum. Hastasıyım hatta bunun. 2016 Haziran ayı itibariyle İstanbul’da bunu takıntı edinmiş tam 87.533 kişi olduğunu biliyor muydunuz? Evet evet tam sayı bu. İnsanlar kıymetli zamanlarını bu yüce misyona adamış durumda.
Böyle söyleyince de kırılıyorlar ama beni biliyorsunuz. Neyse o. Tükettiniz lan ömrü.
Tanıdığım ve tanımadığım yüzlerce insan hayatlarının o kıymetli yıllarını yanlış kişilere harcadı. Aynı şekilde pek çoğu da yanlış işlerde yitirdi yıllarını. Oturup rakı içerken konuşuyoruz ara sıra. Bir yerden sonra bozuk plağa bağlıyor bazıları.
“Ulan yıllarımı verdim be... karşılığına bak.“
Hem işine, hem eşine sitemli kendisi. Sana müstehak diyorum hiç acımadan. Yüzüne yüzüne. Çünkü öyle. Müstehak ona. Yarın öldüğünde de aynını söyleyeceğim diyorum. İyice canı sıkılıyor. Vazgeçmiyor devam ediyorum. Bak bak dinle şöyle olacak diyorum.
Bir Cumartesi günü güneş tam tepede. Tabutunun başında toplanmışız hep beraber. Sakallı soruyor merhumu nasıl bilirdiniz diye. Ben çıkıyorum öne.
Gülümseyerek, güzel güzel başlıyorum anlatmaya.
“Valla deli dolu, tezcanlıydı.”
Sonra ufak ufak sokmaya başlıyorum lafı.
“Hayatın her anını yaşamayı severdi. İnanır mısınız usb’yi işi bittiği saniye bilgisayardan çekerdi. Ona bile tahammülü yoktu. Yaşamın bir saniyesini dahi kaçırmak istemezdi. Yetenekliydi de hem.
Çok güzel fotoğraflar çekerdi. Gerçi çekmeye pek vakit bulamazdı.
Ekonomi yapmayı da severdi. Yemez, içmez, tatile gitmezdi. Arttırdıklarıyla yıllarca borca girer ev araba alırdı. Refah içinde yaşamak için “yaşamaktan” vazgeçerdi. Dışarıda olmayı da severdi. Yeni yerleri, yeni insanları tanımayı... Ama iş güç tabi. Zaman bulamazdı pek.
Çok isterdi evet. Ama yok hayır Dünya’yı da gezmedi.
Bir de 20 yıllık psikozlu eşi vardı tabi. Onu unuttum. Evet evet işi çıktı cenazeye gelemedi. Zaten sevmezdi bizimkini. Sarhoşluk akşamlarında yapmışlardı çocuklarını.
Ama o hiç vazgeçmedi. Eşim bir gün sever belki diye didinip durdu.
Sonra baktık ki aldatılıp durmuş bizim ki. Söyledik olmadı. İnat etti. “Sevdirecekti” kendini. O da olmadı. Sonra bir gün haberi geldi. Ölmüştü zavallı.
Yani iyi bilirdik aslında merhumu sakallı. Biz bilirdik de, o çok iyi bilmiyor gibiydi olan biteni.
Sanki biraz fazlaca salaktı.
Öyle yani. Bence gömelim gitsin hemen. İyi bile olmuş olabilir öldüğü.”
...
Kime söylesem üzülüp, kızıyor tabi.
Umut dolu bir cümle bekliyor bazıları hikayelerine dair. Ama her şey böylesi yanlışken umut ancak yalan olabilir. Ölesiye uzun geceler biliyorum. Harcanmış yıllarımı, parçalanmış kalbimi, pişmanlıklarımı düşünüp durduğum. Bir kare dahi ilerlemeyen gecelerdi. Hapsolmuştum anın içine. İşte hayat, o zaman çok ama çok uzun gelmişti. Çekilmez gelmişti.
Hiç kimse bu hatayı yapmasın diye canınızı yakıyorum. Gidin, gidebilin diye. Yolunuza devam edebilin diye.
...
...
Hadi bakalım görüşmek üzere.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB