Hangi Tanrının Öfkesi

29 Haziran 2017 Perşembe 1 yorum

Okuduğum onlarca kitabın içine saklanmış binlerce didaktik unsur... sağda solda duyduğum kimin anlattığı meçhul  sayısız erdemli hikaye... öyle yada böyle bir şekilde bana ulaşmış sonsuz sayıda aforizma...
Zihnimde önermeler sağlı solu... yaşam, amaç, hakikat, mutluluk vesaire hakkında. Her biri dünde olduğu gibi bugün de ayrı ayrı işlevsizler.
Korkarım herhangi bir şeyden keyif almak benim adıma imkanlı bir durum değil.Mevcut şartlar altında ya da değil, imkansız bir şey bu. Yani şartlar şimdi olduğundan çok daha iyi olsa dahi biliyorum ki bende asla vuku bulmayacak o mutlu olabilme denen masalsı his. İyi şart kötü şart nedir o konuya ise şimdi girmeyelim. Ama mevcut şart dediğim sadece para değil onu bilin. Her halttan bahsediyorum. Ülke, şehir,aşk, birliktelik bıdı bıdı... akla gelen ve gelebilecek olan tüm diğer olasılıklardan.O yüzden an itibariyle yaşamdaki amacım daha az sıkılmak diyebilirim. Daha doğrusu kötü hissetmemek. Yine düzeltiyorum daha da kötü hissetmemek. O da en iyi ihtimalle
Sabahları uyanıp gözlerimi açtığım ve tavanı gördüğüm o ilk an... Perde aralığından içeri süzülen sarılı beyazlı mistik ışık...Bahçedeki greyfurt ağacının duvarda dalgalanan gölgesi... Kedimin yüzümün yarısını kaplayan sıcak tüylü göbeği...
Biliyorum ki bunlarla keyiflenebilen şanslı insanlar var. Ne kadar güzel gerçekten. Bense hep olduğu gibi göğsümde ve midemde yasadışı toplanmış o kötü niyetli hisler kalabalığıyla yüzleşmeliyim. Ama neden yine oradalar? Neden hep oradalar? Nedeni yok. Yani tabi ki var. Nedensiz şey olur mu hiç. Sensin neden. Kendinsin. Hastasın. İyi değilsin ve biliyorsun ki hiç olamayacaksın.O yüzden düşünmeyi kes ve yataktan çık. Şeytanlarınla bir kez daha yüzleş, yen onları, dize getir tekrar.Tüm gün sürecek olan savaşın şimdiden başladı.
Sabah kahvemi içerken de aslında hep farkederim. O sıcak ve güzel kokulu sıvının ağızdan boğaza, boğazdan mideye uzanan yolculuğunda keyif alınacak detaylar saklıdır. Bakarım o yüzden bardağın içine. Dikkatli bakarsam görebilecekmişimcesine. Beyaz dip görünene kadar her yudumun sonunda bakarım. Sonra başımı kaldırıp yavaşça evet derim,gerçekten de güzel bir koku bu. Gözlerimi kapatıp daha çok dikkat ederim hissettiğim şeye. Neredeyse hissetmek üzereyimdir. Ama hayır. Yoktur ötesi. Güzel bir kokudur o sadece, hepsi bundan ibarettir.
Gün içinde de sıklıkla anılarım gözümde canlanır. Neden bilmem, zira eskiden de en az şimdi ki kadar mutsuzdum. Kim bilir belki de nerede hata yaptığımı tanrıyı nerede kızdırdığımı anlamaya çalışıyorumdur.
Aslında içine sıkıştığım bu organizmanın mutsuzluk sorununu  genç yaşlarımda anlamıştım. O yüzden yaşam deneyimine dair biriktirdiklerim çoğunlukla acıdır. 
Çok güzel güneşli bir günün ortasında dahi önümden akan ırmağa bakarken içimdeki boşluğu görürdüm. Kahkahalar atarken arkadaş ortamında aniden susardım. Dalıp giderdim öylece. Seslendiklerinde  de ayıp olmasın diye yarım ağızla gülümsemeye çalışırdım. Kimsenin bu numarayı yediği yoktu tabi. Anlamsızlığı ve yalnızlığı düşünürdüm. Ki o zamanlar yalnız değildim. Belki de geleceği hatırlayıp hüzünlenirdim. Her nasılsa yalnız olmanın nasıl bir şey olduğunu hep bilirdim.
O zamanlarda şimdi olduğum gibi mutsuz herifin tekiydim anlayacağınız.
Güzeldi aslına bakarsanız...
Bir şeyler... olaylar... kişiler... tabi ki güzeldi bazıları. Ama sanki güzellikle aramda duran görünmeyen perde o zamanlar da vardı. Renkler, sesler, yaşananlar bana ulaşamıyorlardı.
Garipti. Hala da garip gerçi, çünkü orada olduklarını biliyor, şimdi de görüyorum. Ama bugün de birbirimize dokunamıyoruz.
Oturup düşündüğümde bundan daha iyi bir ceza aklıma gelmiyor. Daha iyi bir cehennem tasvir edemiyorum açıkçası. Yaşa anasını satayım işte böyle. Tadını alamadan yaşa gitsin. Ama farkında da ol. Ve öyle içten içe falan olmasın farkındalığın. Dibine kadar bil gör anla. Aslında keyifli bir şey yaşamak. Ama sana değil.Çünkü senin reseptörlerin kapalı.
Gerçekten de hiç öyle ateşe mateşe gerek yok. Pişmanlıklarımızı tekrar ve tekrar yaşadığımız sonsuz döngüde bir hapsolmuşluğa da. Ben tanrı olsam cehennemi bu şekilde dizayn ederdim. Rutin yineleyen acılar yerine sürekli değişen yeni olaylar gösterir,onu da hissedememesini sağlardım.
Oturup düşünüyorum yine... hangi  tanrıyı nerede kızdırdım diye. Beni tam olarak nerede terk etti diye. Günahlardan günah seç.O kadar çoklar ki, bulmanın imkanı yok olay mahallini. Öfke, kibir kıskançlık... açgözlülük.
Aklım yine oyunlar oynamaya başlıyor. Bu kadar çok kötülük yaptığımı düşünüyorum demek. O kadar ki cezalandırmam gerektiğini biliyorum. O halde suçluluk duygusu ve korkularla ben kurgulamış olabilir miyim bu ceza ortamını?Daha fazla zarar vermemek için Dünyaya... Onunla arama bir duvar örmüş olabilir miyim? Kendimi mahrum bırakmış olabilir miyim?
...
Vicdanlı insanlar için otoriteye, mahkemeye ya da bir tanrıya gerek yok sanırım. Kendi cezamızı,bireysel cehennemlerimizi kendimiz yaratabilecek güçte varlıklarız. Kim bilir belki de acemi tanrılarız. Eğer öyleyse bunca ızdırabın çözümü için doğru sorular sanırım şöyle olmalı. Kendime ne zaman bu kadar kızdım? Ne zaman ümidi kestim kendimden ve zaman terkettim benliğimi? En önemlisi de bir daha affedebilir miyim kendimi?

1 yorum:

  • HABİBE ÇALIŞKAN dedi ki...

    Yaşamın yarısındasın, saat hareket etmeye devam ediyor. Ruhun korkuyla ürperirken, bir yandan karşı sahile gezintiye gidiyor. Sen burada oyalanırken, o halen karşı sahilde arayışına devam ediyor. Ama bulamıyor! Yaşamın yarısındasın, her saat, acı ve hatayı da beraberinde getiriyor. Neden duruyorsun? Neden arayışına devam etmiyorsun? "İşte ben bu sebeple, nedenleri aramaya devam ettiğim için burada karşınızdayım!"

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB