Kuruyemişçi

9 Mayıs 2016 Pazartesi 0 yorum
Yazmayalı birkaç hafta oldu sanırım. İş güç fena halde yoğunum. Bir yandan da bir öykü üzerinde çalışıyorum. Anlayacağınız kısmet olmadı. Nasılım diye sorarsanız. Aynı işte.
Departman halinde işle ilgili buhranlarımız devam ediyor. Öte yandan antidepresanlar ve alkol sağolsun şu ara çok da fena durumda değilim. Bir şekilde dayanıyorum.
...



Geçen gün yine delirdik müdürle. İkimiz aynı anda delirince çok matrak oluyor. Bir o gaz veriyor bir ben. Yakıp yıkalım bu ofisi, çökertelim kapitalist sistemi gibi nağralar atıp coşuyoruz. Bir kaç saat bu şekilde devam ediyoruz. Sonra toplarlıyoruz.
En son, her zaman ki gibi yine süper sıkıcı bir toplantıdan çıkmıştık. Başka departmandan bir şahsı muhterem saatlerce anlatmış, biz de kafa sallayıp dinler gibi yapmıştık ama fena halde içimiz şişmişti. Bitti toplantı. Koşarak uzaklaşıp masalarımıza döndük.
Önce ben mırıldanmaya başladım.
-Zikicem işini de, gücünü de toplantısını da...
Müdür duydu.
-Lan oğlum bu adamlar nasıl adamlar lan? Nasıl bu kadar çok konuşabiliyorlar?
-Ya bırak ya patron ya aptal bunlar resmen aptal. Gerizekalı hepsi. Bi susmadı denyolar.
Müdür devam etti; Sırf bu toplantılar yüzünden işi bırakacağım. Car car car insanın kafası bu kadar ütülenir mi? Valla ben de bırakacağım dedim.
Bizi artık iyi kötü tanıyanlar olabilir. Yani bunun gibi, işi bırakalım kendi işmizi yapalım moduna girdiğimizde aklımıza sadece iki seçenek geliyor olduğunu öğrenmiş olabilirsiniz.
Kuruyemişçi ve Tekel.
Tekel benim uzmanlık alanım malum. Kuruyemişçi olmaya meraklı olansa müdürüm. Kendi işimizin patronu olacağız kimseye hesap vermeyeceğiz. Planımız da muhteşem. Yanyana açacağız dükkanları. Benden alkol alacaklar, müdürün dükkanından da kuruyemiş.(zihnimize tüküreyim) Gül gibi geçinip gideceğiz.
Hadi dedim müdürüme . Hep konuşup duruyoruz ama icraat yok. Hadi bir bakın bakalım satılık, kiralık kuruyemişçi var mı? Evet dedi haklısın. Paso konuşuyoruz bir tane ilana bakmadık onca zaman. Girdi internete incelemeye başladı ilanları. Ben de yanına gittim birlikte göz gezdirmeye başladık sayfalara. Bir iki üç beş on. Vardı bir şeyler. Fiyatlar da öyle aman aman yüksek değildi. Ulan dedik acaba hakikaten açsak mı? Ben de gaza geldim. Tekelden vazgeçip kuruyemişe döndüm. Hava parası, kira, giderler bıdı bıdı derken ne kadar lazım diye hesaplamaya başladık. Çıktı sonunda ortaya bir rakam. Tamam dedik valla açılır. Ütopya değildi. Güle oynaya ofis içinde biz işi bırakıyoruz kuruyemişçi açacağız diye halay çekmeye başladık.
-Heheytt paşalar. Biz gidiyoruz artık Adnan Bey sizin beyninizi s.ker. Yehuuuu..
Sakinleşince oturup bir daha etraflıca göz atayım dedim ilanlara. Semt neresi olacaktı kaç metrekare olmalıydı dükkan emin değildim. Derken en altta başka bir ilan çarptı gözümüze.
“Yalnızlıktan satılık kuruyemişçi”
Başlığı okuduğum gibi içim burkuldu. Yalnızlıktan satılık ha dedim... İlanın içine girip detaylara baktım. Adam kendi tabiriyle fındıkla fıstıkla konuşmaktan kafayı yeme sınırına gelmişti. Dayanamıyormuş artık. Satıp kurtulmak istiyordu dükkanı. Vay be dedim, biz burada gevezelikten delirmek üzereyiz adam orada tam tersini yaşıyor.
Sonra kendimi hayal ettim adamın yerinde.
Altımda kaplaması soyulmuş süngeri dışarı çıkmış yarım göt oturduğum yüksek bir tabure. Kaju’ya sesleniyorum ama hiç oralı değil. O pahalı ya... sosyetik ya yüz vermiyor. Fındıkla badem de keza öyle. Ama onlar hiç değilse arada bir günaydınıma karşılık veriyorlar. Pikan cevizini hiç söylemiyorum bile. Yüzüme dahi bakmıyor. Bir tek beyaz leblebi var dertleşebildiğim. Tuzlu fıstık’ta bazen muhabbetimize katılıyor ama konuştuğumuz şeyler hep aynı. Yine içinden çıkılmaz bir varoluş sancısı. Leblebi de bile var anasını satayım. Nasıl bir varolmakmış ki bu. Neyse öyle işte.
Sabah 8’de dükkanı açıyorum, gece 4’de kadar da açık kalıyor. Kıçım tabure de oturmaktan artık acıyor. Gözlerim uykusuzluktan kan çanağına dönmüş durumda. Leblebiyle fıstık saat 10 deyince yatıyorlar. Tek başıma kalıyorum kırpışan florasanın aydınlattığı küçücük mekanda. Bir iki müşteri geliyor gece boyu ama benimle pek muhattap olmuyorlar. 200 gram ondan 200 bundan deyip parayı uzatıp gidiyorlar. Yine sessizlik kalıyor geriye. Aylarca böyle devam ediyor. Günler ve geceler boyu sıvası yer yer dökülmüş tavana dikiyorum gözlerimi. Hayat bu mu diye sorguluyorum. Cevaplar canımı acıtıyor. Nefes alamadığımı hissedince panik halinde kapıya çıkıp sarı sokak lambasının aydınlattığı boş caddeye bakınıyorum. Benden başka tek bir allahın kulunu göremiyorum. Sanki nükleer saldırı yapılmış da yeryüzünde hayat son bulmuş. Sakiiin sakiiiin... diyerek yatıştırmaya çalışıyorum kendimi. İşe yaramıyor. Issız Dünya’da geriye kalan son insanım sanki... Ve cezelye ile yaban mersini satmaya çalışıyorum nedense...
Cehennem kuruyemişçisi miyim ulan ben diye haykırıyorum.
...
Evet dedim bu kadar hayal kurmak yeter. Yeterince daraltmıştım kendimi. Kendi gerçeğime dönsem iyi olacaktı. Kaldırdım başımı ilandan. Ofise göz attım. O da canımı sıktı. Ne kendi dünyamda ne de başkasınınkinde huzur bulamamıştım. Müdüre dönüp yok dedim, patron bu da değil. Az önce denedim. Olmuyor. Kuruyemişçi olmak da kurtuluş değil.
-Allah allah neyi denedin? Neden olmuyormuş?
-Kuruyemişçi oldum az önce. Yani kafamda. Göremediğimiz zorlukları var o işin. Başa çıkamayacağımız zorluklar.
Ne gibi dedi. Boşverin dedim şimdi sizin de içinizi karartmamayım. Ama sadece şunu bilin; ailenize ayıracak vakti bulamayabilirsiniz. Hımm dedi evet onların çalıma saatleri çok geniş. Haklı olabilirsin. Neyse boşverelim o zaman.
Aynen dedim sallayın gitsin.
5 dakika geçti aradan. Eyvah dedi müdürüm.
-Batu az sonra yine toplantı var. Unutmuştum bunu. Erhan Beyler’le bu seferki de. Yine beynimizi z.kecekler.
Benim için çok sorun yok patron dedim, insan sesi duymayalı aylar oldu. Toplantı iyi bile gelecektir.
-Nasıl aylar oldu? Kafayı mı yedin oğlum sen? Korkutuyorsun bazen beni.
Boşver dedim patron. Boşver. Seni bazen kendimi her zaman.
Hadi gidelim toplantı odasına. Birer de kahve söyleriz.
Sıkıntı yapmaya değmez bu kadar. Az sonra bugün de biter nasılsa. Yarın ola hayrola.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB