Mizantropi

8 Nisan 2016 Cuma 2 yorum



Küçükken içinde ne olduğunu bilsem bile evdeki çekmeceleri açıp defalarca kurcalamak hoşuma gidiyordu.
Sanki bir sonraki açışımda yeni şeyler bulacakmış gibi hissediyordum. Pek öyle olmuyordu tabi. Bir çeşit müzik çalarımız olduğunu hatırlıyorum. Griydi. Walkmanden biraz daha büyüktü. Çalışmıyordu ve o salon çekmecelerinden birine terkedilmişti.
Hergün pil takıp sökerdim, tuşlarına basardım çalışsın diye. Çalışmazdı tabi.
Anlamıyordum neden çalışmadığını. Üzerinde tek bir çizik dahi yoktu. Kırık falan değildi. Teybin yanlış üretilmiş olduğunu düşünmeye başladım. Fabrikadan bu şekilde çıkmış olmalıydı. Hatalıydı. Yoksa neden çalışmasın ki.
Tamir etmeye karar verdim. Alet çantasının yerini biliyordum. Uygun tornavidayı bulup tek tek söktüm vidaları. Zorlayarak açtım içini. Açtım ve devreler çıktı karşıma. Hiçbir şey ifade etmeyen devreler. Ben daha çok yerinden çıkmış bir kablo ucu bekliyordum. Onu yerine takacaktım ve fabrikanın yanlışını düzeltecektim. Devreler saçma sapan karışık ve bir o kadar muntazamdı. Görüntülerinde sorun yoktu. Bilmiyordum sorun neydi. Yapabileceğim ne vardı ondan da eminde değildim. Ama bu şekilde bırakamazdım teybi.
Derken belki elektrik verirsem düzelir diye düşündüm. O an çok mantıklı gelmişti bu düşünce. Pillerin takıldığı kısımdaki kabloların uçlarını söktüm ve duvardaki prize soktum. Teybin ışığı yandı. Bir saniyeliğine. Yandı ve söndü. Bir tek onu görebildim. Birden annem salon kapısında belirdi. Batu iyi misin diye çığlık atıyordu. Dönüp baktım. İyiyim anne noldu ki? Annemim anlattığı kadarıyla bütün ev bir saniyeliğine ışık hüzmesiyle dolmuş ardından tüm elektrikler kesilmişti. Ben hüzme falan görmemiştim bir tek teybin kırmızı ışığını farketmiştim. Öte yandan tamirin olumlu sonuçlandığını hissettim. Boş boş çekmecede duran işe yaramaz o kutu bir anlık da olsa ışığını yakabilmişti.
Zaman içinde bu hatalı üretim konusuna daha çok takmaya başladım. Her şeyde bir hata görüyordum. Hiç bir şey bana kalırsa tam potansiyelinde değildi. Her şey düzeltilmeliydi.
Action man oyuncaklarım vardı. Çeşit çeşit askerler. Ama hiç biri kusursuz değildi. Hepsini parçalara ayırıp en güçlü kısımlarını bir araya getirir, kusursuz adamı oluşturmaya çalışırdım. Bir türlü olmazdı. Karakter lazımdı. Sağlam duruşu olan. Adil ve sarsılmayan bir karakter.
İnsanlara bakardım. Kendime bakardım.
Ne kadar da çirkindik. Ne kadar da zayıf, kırılgan ve amaçsız. Ne kadar da aptaldık.
Lanet olası koca kafamdan ve tek çocuk oluşumdan kaynaklı güven eksikliğimden nefret ederdim. Düzeltmeye karar verdim. Spora başladım. İrademi kontrol edip korkuyu yenmeyi öğrendim. Meditasyona başladım.
Zamanla sadece fiziksel ve karaktere bağlı kusurlar değil, maneviyat eksiklikleri de gözüme batmaya başladı.
Erdemsizlik. Ahlaksızlık. Haz düşkünlükleri.
Tecavüzler, sadakatsizlikler, cinayetler. Düşünürken bile etime saplanıp kanırtılan bir bıçak gibi acı veren sapıklıkları düşündüm.
Hatalara karşı olan takıntım, çocuk yaşta devasa bir öfkeye dönüştü. Katlanamaz oldum kokuşmuş topluma. Tiksinti duydum.
Peki bu tamir edilebilir miydi?
Toplumu anlamak için insandan başlamak gerekiyordu tabi ki. Önce bu maymunların içinde neler olup bittiğini görmem gerekiyordu. Gözlemlemeye, incelemeye başladım herkesi ve herşeyi.
Bir şey söylediklerinde aslında ne demek istiyorlardı zamanla onu anladım. Ne hissettiklerinde nasıl sergiliyorlardı. Güler yüzün altında ne garezler beslendiğini, ilgisiz duran bakışın aslında nasıl aşk yattığını gördüm. Çoğunlukla tezatlara başvurduğunu kavradım insanın. Ağzında ne varsa kalbinde tam tersi duruyordu.
Ama yetmezdi. Daha derin araştırmam gerekiyordu. Kendimi parçalamaya karar verdim. Ben de onlardan biriydim ne de olsa. En alt katmana kadar inmeliydim. Bu bozuk makinenin nesi olduğunu anlamalıydım.
İndim de. Kendimi tanıdım. İnsanın gerçek doğasını gördüm . Korkunçtu. Karanlık bir bataklıktan farkı yoktu. Canavarlığı ve bozulmayı gördüm. Her yere yayılmıştı. Temel tamamen çürümüş ve bozuktu. Siyah bir zift gibi kaplamıştı ruhu.
Bencil ve çıkar odaklıydı makine. Ancak yine bir çıkarı olduğunda sözde iyi şeyler yapabiliyordu.
Tedavi etmek mi? Hayır hayır. Toptan yapılacak, yapılabilecek şey değildi. Mümkünse sonsuza kadar tecrit etmek lazımdı.
Ve dinlerin doğumunu anladım o an. Peygamberleri anladım.
Hak verdim onlara. Böylesi büyük bir bok temizlenemezdi. O zeki adamlar anlamışlardı. İnsanlığın içindeki düzeltilemeyecek hastalığı görmüşlerdi. Yapılabilecek tek şeyi yapmaya karar verdiler. Örtmeye. Kontrol altına almaya karar verdiler boku. Kurallar, kurallar ve kurallar yarattılar. Sırf öldürmesin, ırza geçmesin, çalmasın diye korkuttular insanı. Ama onlar da göremedi böylesi bir hale dönüşeceğini. O an yapılabilecek tek şey buydu. Yaptılar. Bu kadar oldu.
Aynı tanrıdan bahsedip ona tapan, yine de diğerine münafık diyen bir canlı türü insan.
Kusurlu. Kusurludan da öte. Sarfedilmiş tüm hakaretleri ediyorum ona. Elimin altında kırmızı bir buton olsa, bastığım anda tüm insan yaşamı sona erecek olsa. Anne baba akraba sevgili hiç biri umrumda olmaz basardım tuşa.
Giderdik hep beraber gayya kuyusuna. Ama yok. Malesef yok.
Bazen insanlar ne yapay adamsın Batu diyorlar. Sırf protein tozu ve amino asit kullanıp ağırlık kaldırdığım için. Normal bir insan böyle mi görünür diyorlar. Onların gördüğü sadece fiziksel kısmı olayın. İçimde yaptıklarımı bilemiyorlar.
Toplumu değiştiremeyeceğimi biliyorum artık. İnsanı da değiştiremem. Kendini göremeyen ve değişmek istemeyen hiç bir şey değiştirilemez zaten.
Ama ben görüyorum kendimi. Gelişmek istiyorum.
Normal insanlar... Mümkünse ölsün hepsi.
Yapay bir adamım ben evet. Çünkü doğal olan marazlı ve düzeltilmesi gerek.

2 yorum:

  • Buket Yavaş dedi ki...

    Arkadaşlarım da benim gibi 20' li yaşlarındalar, sizin bu yazınızı okuduklarında, gerçekleri ve insan denen varlığın ne olduğunu görmeye çalışmak yerine, yazı için karamsar derlerdi, çünkü arkadaşlarım da dahil bir çok insan aynı yazınızda anlattığınız gibi. Ne yazık ki beyin bir çok işleve ve fonksiyona da sahip olsa, kullanmayı bilen çok az insan var, iyi ki sayfanızı açıp, bu yazıyı kimseye aldırış etmeden yazmışsınız, saygılarımla.

  • Unknown dedi ki...

    Aslında yazdıklarınla gerçekten benim düşüncelerim benziyor hatta aynı yerler bile var seninle konuşmak isterdim

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB