Yazan Çocuk

2 Mart 2016 Çarşamba 0 yorum

98 yılı.
Yaş 16.
Kös kös oturuyorum odamda. Saat 20 civarı.
Üniversite sınavına hazırlanmam gerekiyor. Zerre kadar yapamıyorum.
Babam bilgisayarı da televizyonu da sökmüş götürmüş. Bunlar gidince sorulara odaklanacağımı düşünmüş olmalı.
Oda boş sayılır.
Bir masa. Bir de yatak.
Derken gözüme kalemlikteki dolmakalem ilişti. Bir de defter. Yeşil, kareli, kalın kapaklı.
Defteri açıp gelişi güzel birşeyler yazmaya başladım. Birbirinden bağımsız kelimeler. Sonra küçük cümleler. Ardından yerlerini değiştimeye başladım. Bütünlük göstermeye başladılar ufak ufak.
Bulmaca gibiydi. Bir şeyler duruyordu kağıtta.
Tamamen dağınık.
Bir şeyler hissediyordum evet yazdıklarımla ilgili ama tam olarak ne emin değildim. Karışıktı hislerim.
Yavaş yavaş içlerinden birini seçip ona odaklanmayı öğrendim. Ve rahatladığımı anladım yazdıkça.
Tam olarak şiir denemezdi. Düzyazı da değil ama. Sevdim, devam ettim.
Bir kaç gün sonra okula götürdüm yazdıklarımı. Aslında utanıyordum gösterme konusunda ama yine de edebiyat öğretmenime uzattım defteri.
Şaşırdı. Beklemiyordu benden. Orhan Veli’yi andırıyor dedi. -Okuyor musun onu? Okumuştum ama çok değil. Bir iki şiirini biliyordum sadece. Olgunlaşabilir bunlar dedi. -Devam et. Ettim.
Orhan Veli süperdi. Kelimenin tam anlamıyla süper. Süper süper süper. Her şey hakkında şiir yazılabilir demişti ve yazmıştı da. Bunlar şiir mi lan diyenlere de evet bu şiir demişti.
Asi. Kendine güvenen. Orijinal adamdı. Başkalarını da okumaya başladım. Farklı tarzlar, anlatımlar, üsluplar.
Ve her gece yazmaya devam ettim. Gecede 4-5 yazı. Bazen daha fazla. Beş para etmezlerdi biliyordum ama ertesi gün okula götürüp arkadaşlarıma okutuyordum. Sağolsunlar ilgileniyorlardı. Bazılarını anlamıyorlardı.
Daha iyi olmak istiyordum. Daha iyi anlatabilmek istiyordum kendimi.
Yapı olarak hızlı tezcanlı bir adamdım. Çabuk kavrayan, çabuk sıkılan bir tip. Gerçi hala da öyleyim. Bu tutumum hayatımın hemen her alanında kendini gösteriyordu. Elimden gelmiyordu yavaş ve sabırlı olmak.
Ama kağıt kalem bana bu olanağı sağladı. Burada durup sakinleşip yavaş ve odaklanmış bir şekilde varolabiliyordum.
Yazı bittiğinde, ki gerçekten bittiğini içimde oluşan muhteşem tatmin duygusuyla anlarım. Keyfim yerinde olur. Mutlu olurum. Hayata dönerim.
Duvarda delik açıp nefes almak gibidir.
İyi ya da kötü yazmak değil konu. Başarılı ya da başarısız olmak da.
Baştaki sıfat önemli değil bana kalırsa. Konu ne olduğunu bilmek, ne yapman gerektiğini bilmek.
Önce yazar ol. Şair ol. Ressam ol. Ne olursan ol. Kötü ol. Zayıf ol. Ama gerçekten ol.
Sonra belki bir şekilde geliştirebilirsin kendini.
Önemli olan hareket etmek devam etmek. Hep dediğim gibi istemek, vazgeçmemek. Yanlış anlamayın.
Ders vermiyorum burada. Akşamları kendime söylediklerimi yazıyorum.
Peki bugün bunları neden anlatıyorum?
Çünkü yakında kitap olacak şiirlerim ve yolumu paylaşmak istedim.
Biliyorum bu ülkede herkes şair ve en az okunan şey de şiir.
Ama yine de benim için ne kadar önemli olduğunu... sanırım istesem de anlatamam.
Blog yazılarımı, denemelerimi ya da hikayelerimi toparlamadan önce onları görmek istiyordum elimde. Şiirle başladım. İlk o olmalıydı doğan. Bu arada korkmayın erken dönem yazdıklarım değil basılacak olanlar.
Kahrımı çeken, yazdığım berbat şeyleri bile okuyup yorum yapıp beni ileri iten ve sessiz kalıp beni daha da körükleyen herkese teşekkür ederim.
Daha güzel yazılarla görüşmek üzere.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB