Siyah Aslan Olmak

25 Şubat 2016 Perşembe 0 yorum


Voltron. Yıllarca Voltran dedik ama doğrusu o’lu. A’lı daha güzel. Ben öyle demeye devam edeceğim.
İlkokul iki. Yer Bursa Özel İnal ilköğretim Okulu. Bahçede ordan oraya koşturuyoruz. Gökhan, Volkan, Can, Cüneyt ve Ben.
İsimler gerçek. Hatırlıyorum hepsini.
Koşuşturuyoruz çünkü Voltran aslanları olduğumuzu düşünüyoruz. Her birimizin ağzında birer kurşun kalem. Aklımızca onlar birer keskin metal kılıç.
Sonunda koşturmaktan vazgeçip toplandık bahçenin ortasında.
Sıra parçaları birleştirip dev robot olmaya geldi. Siyah, kırmızı, mavi, yeşil ve sarı.
Herkes bir renk seçti. Volkan, Can ve Cüneyt iddialı değillerdi. Biri tamam ben sarı olurum dedi. Hangisi hatırlamıyorum. Ki en uyduruk olan sarı aslandır. Diğeri de yeşili seçti. Volkan da mavi olurum dedi.
Bu arada kısaca anlatayım.
Siyah aslan robotun gövdesini ve kafasını oluşturur.
Kırmızı sağ kolu.
Mavi sağ bacağı.
Sarı sol bacağı.
Yeşil olansa sol kolu.
Yani siyah lider, alfa. O ne derse o olacak. Sağa gidiyoruz, sağa gidilecek. Sola yumruk atın dediğinde yumruk atılacak.

O yaşta bile erkekler bilir. Siyah aslan olmayı haketmek gerekir. Mücadele gerektirir, savaş gerektirir, kavga gerektirir.
Ben hepsine hazırdım.
Robotun kafası olmak benim en büyük hakkım. Yakarım bu Galaksiyi o robota ben hükmedeceğim. O yaşta ki egoya bakın.
Gökhan, o zaman sen dedi kırmızı aslan ol.
Dedim sen ol. Ben siyahım. Hayır dedi ben siyahım. Hayır ben, hayır ben, hayır ben, hayır ben. Münakaşa başladı. Yavaş yavaş kavgaya döndü durum. Gökhan iyice sinirlendi ve bana bir tekme savurdu. Bir sağ tekme. Güçlü bir sağ tekme. Tekmesini havada yakaladım. (Sürekli Karate Kid izlerdim). Tek ayağı üzerinde kalmış çaresizce bana bakıyordu Gökhan. Ağzındaki kurşun kalemi yeterince sıkmıyordu artık. Düşmek üzereydi. O da kalem de.
1 saniye bakıştık ve ben sağ ayağımla, onun dayanak noktası olan sol ayağının dışına sertçe tekme attım. Devirdim Gökhan’ı.
Bam.
Sol kolunun üzerine muazzam dengesiz bir şekilde düştü. Kolu kırıldı.
Gökhan feryat figan. Çığlıklar atıyor zavallı oğlan. Bahçe karıştı. Ben de panikledim. Ağlamaya başladım. Öğretmenler geldi. Gökhan’ı hastaneye beni disipline sevkettiler.
Annemi babamı çağırdılar.
Hepimiz bir odanın içine doluştuk.. Müdür’ün odası.
Sürekli mırıldanıyorum. Kendi istedi. Kendi istedi. Kendi istedi. Arandı. Hak etti.
Müdüre sordu.
Neyi istedi?
-Kafa olmayı.
-??
Anlamadı kadın neden bahsettiğimi. Çok da takılmadı zaten aslana maslana.
-Niye kırdın çocuğun kolunu? Tekme attı ben de tutup çelme taktım dedim. Volkan’ı çağırıp sordular. Doğruladı beni. Kavgayı Gökhan başlatmıştı. Ben kendimi korumuştum. Uzaklaştıma falan almadan sıyırdım olaydan.
Biliyordum Gökhan başlatmıştı kavgayı ama çelme takıp onu düşürmem refleksif değildi. Hatta kavgayı o başlatsın diye daha çok sinirlendirmiştim onu. Düşünüp yaptım hepsini. Yere düşeceğini... yere kötü düşeceğini anlamıştım. Ve canını yakmayı seçtim. Gözdağı vermeyi.
Karşıma çıkarsan yıkılırsın demek istemiştim.
Oysa şimdi kötü hissediyordum kendimi. Yaptığım şey yüzünden.
Gökhan iki gün sonra alçılı koluyla okula döndü. Garip bir şekilde sinmişti. Küsmedi bana. Kırmızı aslan olmayı da kabul etti. Ama ben bir daha siyah aslan olmayı istemedim. Voltrancılık da bir daha oynamadım.
Bugün bile o topa girmek istemiyorum.
Bugün değişen hiçbir şey yok. Bahçeler ofis oldu. Gökhanlar Ahmet. Aslanlar ünvan. Çelmeler hala çelme.
Bırakıp izliyorum kırmızıların siyahmış gibi kükreyişini. Susuyorum. Yoksa canlarını yakacağım.
Parçası olmak istemiyorum bunun.
İlkokul hayatım sırf kavgayla geçti diyebilirim. Garip şekilde dövdüğüm herkes arkadaşım olmuştu. O zamandan anladım erkekler arası orman hukukunu. Sonunda 5. sınıfta okul değiştirdim. İzmir’e taşınmıştık. Yeni bir sınıfa başladım. Hapisten yeni çıkmış sabıkalının yeni bir kentte yaptığı yeni bir başlangıç gibiydi.
Uslu durdum. Kimse de bulaşmadı. İyi yapıyorlardı. Pençeyi vurmaktan bir saniye geri durmazdım.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB