Büyü

16 Şubat 2016 Salı 0 yorum


Her şeyin bir büyüsü var hayatta.
Herrrr şeyin ama.
Bu ofisin var mesela, aşkların kesinlikle var. Dostlukların. Ailenin. Tüm ilişki dinamiklerinin.
Yani bakkalla olan ilişkinizde bile bir büyü var diyebilirim. Hepsinin var. Ve bozulabiliyorlar.
Bahsettiğim büyü, bir çeşit öforik algı durumu aslında.
Çok basit bir örnekle insanların evlilik kararı almadan hemen önce içinde oldukları durum da bu diyebiliriz. Gerçekte olandan ziyade zihninde yarattığın şeye inanma ve beklenti durumu.
Bakkal neydi de biz ne gördük diye soruyor olabilirsiniz. Büyü deyince illa bir aşk gönül meselesi ile ilişkilendirmeyin durumu. Bakkalınız bir seri katil olabilir mesela. Bunu bilmiyorsunuz. Ama olmadığını umuyorsunuz. Büyü bu.
“Bakkal Recep Amca kendi halinde iyi biridir” önermesi tamamen zihinde yaratılmış bu sayfa kadar kurgusal bir sanrı sadece. Neden böyle sanıyoruz peki?
-Çünkü izledik onu aklımızca.
Bakkalı diyorum.
Recep Amca parayı alır, ekmeği verir. Kötü kötü bakmaz. Yersiz hırs yapıp laf sokmaz. Arkandan konuşmaz.
Biz bunu gördük “umudumuz da” kötü biri olmadığı yönünde.
-Peki gerçekten neyi izledik?
Yaşamının ne kadarlık bir kısmına tanığız gerçekte?
Bakkalı bırakın artık paronoyak olacaksınız.
Sevgilinizi düşünün, annenizi, babanızı, dostunuzu, öğretmeninizi, ofis arkadaşlarınızı.
Kapıdan çıktıkları andan itibaren haklarında ne biliyorsunuz? Geçmişlerini biliyor musunuz? Rüyada ne gördüklerini? Yoksa bize söyledikleri kadarını mı biliyoruz?
Bilmiyoruz hiç bir haltı malesef. Varsayıyoruz. İşte büyü bu.
Görebildiğimiz kadarını biliyoruz , göremediğimiz eksik kısımlarıysa cebimizden çıkarttığımız iyimser, pembe renkli, pamuk helva yumuşaklığındaki romantik kartlarımızla dolduruyoruz. Romantik dedim diye Bakkal Recep’i düşünmeyin.
Zihninizdeki insanlar sadece zihninizdedir, yanınızdakiler onlar değil.
Evet bu kadar da sert ahkam kesiyorum bugün. Baştan sona size “sözde” açık birini bile tanımadığınızı küstahça söyleyebilirim. Geçmişinizi düşünün. Eski sevgililerinizi. En çok akılda onlar kalır çünkü. O zaman belki tepki gösterenler birazcık olsun anlarlar ne dediğimi. Kaç kişi gördünüz, ben ilişkiye uygun değilim deyip 2 ay sonra evlenen? Kaç kişi biliyorsunuz aldatmam diyen... muhteşem güvenilir? Bırakın sevgiliyi babanızı düşünün, kaçınızın babası annesini defalarca aldattı? Kaçınızın annesi aynı şeyi yaptı? O çok naif bildiklerimiz arkadan haberimiz yokken ne işler bitirdi zamanında?
Patronu düşün, yöneticini, müdürünü.
O sohbetleri hatırla, diyalogları. Verilen sözleri ve yapılanları.
Bir iş görüşmesinden çıkıp nasıl heyecanlandığını hatırla, sonra oradaki ilk gününü. Başlamadan önce nasıl da harika olacağını düşünüyordun değil mi? Sonunda adam gibi bir yer. Ferah falan. Parası da iyi.
3 hafta sürmüştü o büyü.
Peki nasıl bozuluyor büyü? Nasıl defolup gidiyor?
Büyü karşı taraf büyük sıçınca bozuluyor tabiki. İyi sıçınca. Böyle koca koca.
Büyü, yapılan ya da öğrenilen bir gerçeğin sizin pembe kartlarınızla uzaktan yakından uyuşmadığını “farkettiğinizde” uçuuuuuuup gidiyor. Farkettiğiniz dediğime bakmayın. Çok zarif oldu. Zira o an hiç de öyle hafif bir an olmuyor. Aslında o tokat yüzünüze şırankkk diye çarpttığında, çarpmanın ivmesiyle atmosfere karışıyor demek istiyordum.
Uçup gidiyor evet. Ve geride gelmiyor neyse ki. İnsan zihni bile o kadar aptal değil. O bağlantıyı koparıyor. Bu o değil. Burası orası değil diyor.
Ağzınızda tek ses. Hasssiktr.
Sakin ol derin nefes derin nefes.
Geçiyor bir yerden sonra.
Evrimine, kaşarlanma katsayına göre değişiyor ayağa kalkma süren.
Eski kaşarsan çok sarsmıyor artık.
Doğrulup yine başının kaldırıyorsun.
İçinde yine o saçma umut.
Cebinde bitmek bilmeyen pembe kartların,
Dolduracak binlerce boşluk.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB