Tanıdık ve Yabancı

22 Ocak 2016 Cuma 0 yorum


Dün kendimi elimde kahve bardağıyla toplantı salonunda buldum. Buldum diyorum çünkü oraya nasıl geldiğimle ilgili en ufak bir fikrim bile yok. Bu arada komiklik olsun diye abartmıyorum durumu. Yok yani.. film bir yerde kopmuş gitmiş sanki. Ne ara o kahveyi aldım, nereden dolandım, yürüdüm de odaya ulaştım pencere kenarına iliştim... asla hatırlamıyorum.
Paniğe kapıldım kendime geldiğim saniye, çünkü emin de değilim  odada benden başka biri var mı yok mu diye. Yavaşça dönüp seğirttim, oh dedim içimden neyse ki kimse yokmuş. Sonra kahvenin ne olduğunu keşfetmek için küçük bir yudum aldım zira onu da aldığımı hatırlamıyorum. Neyse ki espresso çıktı. Severim espressoyu. (Ulan ne artiz adamım be espressolar falan) Yok yok esspresso dediğime bakmayın çakma espresso aslen. Nescafe’nin parasız makinesinden aldım.. yani almışım.. yani almış olmalıyım.
Çoğunlukla bir yazıyı da yazmış olduğumu  hatırladığımı söyleyemem. Gerçekten ilginç oluyor. Hatta bazen korkuya  kapılıyorum  çok mu acayip bir şey yazmışım acaba  diye. Bazen de heyecanlanıyorum ne yazdığım hakkında. Merakla okuyorum.  Bazen bir cümle söylüyorlar ne güzel olmuş diye  metin içinde arama yapmam gerekiyor  böyle bir laf etmiş miyim diye.  Etmişim.
Bu konu üzerine daha uzun düşündüm dün akşam ve gece. Gerçekten yaptıklarımın farkında mıydım... bu tür kopmalar haddinden fazla mı gerçekleşiyordu. Yoksa bu olan şey, henüz anlayamadığım “başka türlü bir  şey” miydi?
Ürperdim.
İlk ürperti koşu bandı üzerindeyken geldi. Ne spor salonundaki dolap numaramı hatırlıyordum ne şifresini, ne telefonu nereye koyduğumu, ne de çorabı nereye fırlattığımı. Hadi dolap numarasını sallayın, dolabın soyunma odasının hangi kısımda olduğunu bile bilmez mi insan. Bilmiyordum. Soyunma odasına gittiğimdeyse dolabı kendiliğinden buldum tek seferde doğru şifreyi girdim, çorap elimi alttığım yerdeydi.
İkinci ürperme ise eve gidince ikinci biramı açarken geldi. Sabahları da çok oluyordu. Yorganı üzerimden attığım anda kollarımı görüyordum, kolarımdaki dövmeleri. Bir kaç saniye... hayır  saniye çok uzun, sanırım bir kaç salise.. yabancılık çekiyordum bunları ne zaman yaptırdığımı hatırlamak için. Dahası kim olduğumu hatırlamak için.
Ben kimdim? Ne işim vardı burada? Amacım neydi? Sorumluluklarım var mıydı? Ya da bir hedefim?
O noktada... ikinci biranın sonlarına doğru bir şeyleri anlamaya başladım.
Üçüncü ürperti  hiç  gelmedi.
Her sabah yeni başlayan bir bilgisayar oyunun içindeydim. Önce kıyafetleri bul çıplak kıçını kapa ardından silahları ara, karakteri tanı, hikayesini öğren,  güçlendir onu.
Anahtar bu mu, doğru kapı nerede?
Zamana yetiş. Görevleri bitir. Düşmanları öldür. Bölüm sonu canavarını parçala.
Ve son.
...
Hayır. Bu kadar basit değil. Her sabah yeni baştan.
Her sabah kendini yeni baştan tanı,  yeniden yarat.
Ama neden?
Belki de karma konusunu tamamen yanlış anladık. Belki ölümden sonra yeniden doğum değildi konu. Belki de her geceydi bahsettikleri ölüm,  her sabahtı sözünü ettikleri doğum.
Umutlarla dolu bir adam değilim. Hiç olmadım, hiç  olmayacağım da. Aksine fazla gerçekçi ve karamsar olduğum söylenir hep. Doğrudur da.
Ama kabul edelim;  Her gün farklı bir gün.
O hatırlamakta zorlandıklarımsa geçmişin izleri.  İyi ya da kötü her şey, insanlar, olaylar, alışkanlıklar. Hepsi bir ize dönüşüyor. Evet bizimleler ama sandığımız kadar da değiller. Bize hareketlerimizi yaptıran bir sonraki adıma taşıyan eski yaşanmışlıklar.
Bu, bitirip de yeniden başladığım bir bilgisayar oyunu değil. Ve ben... ne sürekli aynı karakterim ne de aynı yerlerde kendimi bilmezce dolanıp duruyorum. Dün yeni şeyler öğrendim, dün yeni şeyler yaşadım, dün yeni şeyler düşündüm, yeni insanlar tanıdım, yeni şeyler okudum, yeni şeylere dokundum..
Bugün başka biriyim. Tabi ki bu sabah ilk kez görüyorum kollarımı. Tabi ki ilk kez okuyorum yazdıklarımı. Çünkü ben yeniyim. Ve tabi ki hangi kahveyi seçeceğimi artık çok iyi biliyorum. Çünkü bir o kadar da eskiyim.
Dünün üzerine inşa edilmiş bir Ben bu.
...
Bu Dünya... okkkadar bildik ve tanıdık ki... neyse ki bir o kadar da yabancı.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB