Delilikse Delilik

10 Aralık 2015 Perşembe 0 yorum





Akıl...
Akıl sağılığı...
Akıl sağlığının yerinde olmayışı.. 
İnsanlık için hiç de şaşırılacak bir durum değil tabi ki.. Hepimiz manyağız, bazılarımız farkındayız..
 
Akıl sağlığı bozuk yaratıklarız evet. Ama biz yine de bir yolunu bulup normalmiş gibi yürüyoruz yollarda. İçimizde kopan fırtınaları saklamak için türlü yollar, türlü maymunluklar yapıyoruz.
 
Bir yere kadar...
Her şey bir yere kadar.. 
Bu da öyle.

Bilimsel olarak psikolojik rahatsızlığınızın hayatınızı sekteye uğratmadığı durumlar hafif ve orta şiddetli olarak telafuz ediliyor.. Ne zaman ki gündelik hayatınızı sürdüremez hale geliyorsunuz işte o zaman yüksek şiddetli bir rahatsızlığınız var sayılıyor. Gündelik hayat ne derseniz eğer basitçe işe gidebilmek, işi yapabilmek, bir ilişkiyi sürdürebilmek, eşe dosta aileye ilgi gösterebilmek, toplumdan tamamen soyutlanmamak demek. Tamamen diyorum çünkü hafif ve orta şiddetli psikozlarda birey genel olarak toplumsal geri çekilme yaşıyor ve daha
  asosyal olmayı tercih ediyor. İleri safhalarda ise tamamen bir içe kapanma söz konusu.
Öte yandan bu noktada ulan bu topluma mı açılacağım diye de sövesi gelmiyor değil insanın. Toplumuna tükürürüm. Yakarım toplumunu.
Aslında yazının bu kısmında konudan tamamen kopup, hiç durmadan satırlar boyu küfredesim geliyor. Neye, kime, neden.... bunlar hiç önemli değil zira içimdeki öfke ve tiksinti öylesi girift bir hal aldı ki.. artık ayrıştıramıyorum kuruyla yaşı..
 
Toptan kurtulasım var her şeyden.
 
Demek istediğim hayatımı temizleyesim yok, yakasım var. Karşımdakine ne hissettiğimi söyleyesim yok, kaçasım var.
Artık bir şeylerin.. bunlara sorunlar ya da problemler de diyebiliriz..
 
Bunların çözülemeyeceğine inanıyorum, tek çıkar yolun problem gördüğümde oradan uzaklaşmak olduğunu düşünüyorum.
 
...
İnsan kendi gücünün farkında olmalı. Gücünün yeteceği ve yetmeyeceği şeyleri bilmeli..
 
Çırpınmamalı boşa, 
 boşa acı çekmemeli. Acı değil yanlış olan, çırpınış değil... boş yere yapmak hatalı olan. İşte farkında olmak ve yapmamak lazım tüm bunları.  

Konudan çok kopmayalım..
 
Neydi ki..?
 
Akıl sağlığı... evet ya akıl sağlığı..
Son zamanlarda fiziksel ve psikolojik gücümün hemen hemen tamamını normal görünmeye çalışarak harcadığımı anladım. Sırıtmayan bir tutum için haddinden fazla enerji harcıyor, stabil bir duruş için zorluyorum kendimi. Yoruluyorum.
 
Şimdi de yorgunum.

Oysa bu kadar çok çok çok çok... çok çaba gerektirmemeli yaşamak. Deliysem de deliyim... bu kadar zor olmamalı varolabilmek.
Klasik sorumuz; İnsan delirdiğinin farkında olur mu? Olur, oluyor. Biliyorum, görüyorum.

Soruyorum kendime; ben neyim, kimim... hangisiyim? Bu parlak gömleği giyip, kravatı takıp kurumsal role bürünen sefil mi? Yoksa buradan çıktığım anda olduğum yalnız, ıssız şey mi? Bir insanın iki farklı yönü olsaydı bunlar... evet derdim bu böyle. Ama değil.  İkiye bölünmüşlük bu.. iki tamamen farklı şey olmak bu.
İki olmak bu...
Ve değişiyor...  
...
Uzlaşıp birleşen iki karakter gibi değil... Kazanan üstün gelen bir yanım da yok.
Başka bir şeye dönüşüyorum.   
Komik... Ya da belki de hiç ama hiç değil ama seviyorum olan şeyi. Yükseliyor... her an her saniye daha da fazla egemen oluyor bana. Mantıklı mı değil mi bilmiyorum ama umrumda da değil zaten. Kabul ediyorum bu olmayı.
 
Kabul ediyorum çünkü o tek. Çünkü kesin. Çünkü kırıntılarla yetinmiyor. Uzlaşmıyor. Eğilip bükülmüyor. Hayatta kalmak için her yol mübahtır demiyor. Toleransı yok en ufak bir zayıflığa. İncinmekten de korkmuyor yalnız kalmaktan da kalabalıktan da. 
Parlayıp sönmüyor... öfkelenip dinmiyor... Anlık tepkilerin ötesinde... 
Farkında. 
Hisleri üstüne sinmiş, yapışmış, yer etmiş... 
Acıdan dokuma gömleğini ustalıkla giyebilmeyi öğrenmiş.
 


Hissediyorum.
Yaşıyorum.
Başkası oluyorum.
Kaçınılmazsa da  kaçınılmaz... 
Deliriyorum.
Acınası zihnin, bölünmüş benliklerin ölümlerini kutluyorum.  

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB