Derin Sessizlik

11 Nisan 2012 Çarşamba 0 yorum


“İnanılmaz ötesi” sessiz bir departmanda çalışıyorum.
O derece ki adet olmuş bizim departmana işi düşen diğer şirket çalışanları kapıdan girmeden önce “başınız sağolsun” diyorlar. (Şaka yapmıyorum durum bu şekilde)
Aslında yerim pozisyonum fena değil, şirket rahat, kurumsal anlamda saçma sapan kısıtlamalar da yok.
Fakat bu sessizlik....
İnanın başlı başına bir kural.
Bakın sessizlik sessizlik diyorum ama biliyorum yeterince anlatamıyorum. Belki yaşadığım durumlardan bir kaç örnek verirsem daha iyi anlarsınız.
En başta yazı yazma sorunu yaşıyorum. Zira biraz hızlı yazarım, yani klavyeye sertçe ve sıklıkla temas ederim dolayısıyla ortamla uyuşmayan sesler üretiyorum. Dolayısıyla ne zaman yazmaya başlasam millet ne yazıyorsun bu kadar hararetli diye dönüp bakıyor.
La havleee(bu kısım içimden)... Yok bir şey diyoum.(açıklama yapmaya kalkarsam biliyorum yazmaya çalıştığım şeyi unutacağım)
Ardından hemen gülüşmeler yükseliyor Batu aşk mektubu yazıyor galiba diye.
O an anlıyorum ki yaşlar ilerlemiş,
Masalar genişlemiş,
Sınıflar değişmiş olsa da,
Hala ilkokuldayız.
Bazılarının aklına hiç gelmiyor...
Gelemiyor aşktan ötede yazılabilecek başka şeyler. İşimiz gücümüz, bütün merkezimiz ilişkiler olmuş. Bunlarla oyalanıp, bunlarla sevinip üzülüyoruz.
Ayrıca tamam aşk mektubu da yazabilirim. Ne var ki bunda? Anlamıyorum neden gülesi geliyor insanlar hep aşk denince....
Sanırım utanıyorlar sıra bir şeyleri itiraf etmeye geldiğinde. Bu onları garip bir şekilde gülmeye itiyor.
Yaştan bağımsız... o içlerindeki çekingen çocuk hiç büyümüyor.
Yok diyorum aşk mektubu değil... belki bir gün size de gösteririm ne yazdığımı.
Konudan uzaklaşmayalım ne de olsa yazmak değil sessizlik di mesele.
Evet ya sessizlik...
Geçenlerde yine aldım yeşil elmamı elime.
Bir ona bakıyorum, bir ofise.
Yok artık dedim kendi kendime. Düştüğümüz duruma bak. Bu mu yani çözülmesi gereken problem? Altı üstü ısıracağım beyaz etini indireceğim mideye ama yok...
Şunun için bile derin hesaplar yapıyorum kafamda. Acaba diyorum dişlerimi dik açıyla değilde hafif eğik bir konumda ayarlarsam daha az ses çıkar mı?
Sıkıldım sonunda geometrik hesaplardan. Gayet ilkel ve haşin bir ısırıkla kopardım.
Hemen ofisin öte yanından kınayan garipseyen bakışlar fırlatıldı üzerime.
Sinirlendim. Ne var lan diyecektim elma “yiyoz” işte.
Ağzım doluydu diyemedim...sustum.
Bir de büyük kahve problemim var tabi. Ki benim için fazlasıyla önemli, bi tanecik keyfim sonuçta.
Dediler kaşık fincana vurduğunda çok ses çıkıyormuş.
-Yapma Batu huzurumuz düzenimiz bozulmasın.
Şakayla karışık cevap verdim;
Dedim mesele onlardan çok ses çıkması değil, sizden hiç çıkmaması.
Saf saf gülümseyip uzaklaştılar, tıkır tıkır çalışmalarına devam ettiler.
...
Şimdi diyebilirsiniz ki elma mı, armut mu, kahve mi senin derdin, tasan, meselen?
Açık açık söylemeyi sevmiyorum her şeyi.
Ama basit de değil aslında hiç bir şey.
...
Sevmiyor sistem sessizlik içinde çıt çıkaranı.
Canınızın ne istediğini zerre kadar umursamıyor.
Muz yemenizi onaylıyor.
Plastik kaşıkla karıştır,
Vurma o kadar tuşlara,
Kısa kes,
Ses etme diyor.
Kolay değil yani bu denli ıssız bir topluluğun parçası olabilmek,
Kolay değil kabullenmek, hele hele kabul görmek.
Sevmesem de söylemeyi,
Biliyorum;
İmkanlı değil tüm bu sessizlikle uzlaşabilmek.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB