Gerçekler Yetmez Masalları Verin Bana

10 Kasım 2011 Perşembe 0 yorum

Eyvah eyvah!
Daha önce kendimin de dahil olduğu hiç bu kadar ruhani bir topluluk görmemiştim.
Bayram dönüşü ofiste gördüğüm şu önümdeki güruhtan bahsediyorum. Bu kez, herkes o kadar burada değil ki bırakın günaydın demeyi, birbirimizin yüzüne dahi bakmıyoruz. Kimsenin bir diğerini gördüğünden bile emin değilim. Zaten şu saate kadar üç kişi içimden yürüyüp geçmek istercesine üstüme üstüme yürüdü, zor attım kendimi kenara. Bir kişi de elimi farketmedi fincana su koyacağım derken az kaldı haşlıyordu beni.
Ama olacağı buydu. Yani ben açıkçası bunu hep bekliyordum da, sadece bugün olacağını öngörememiştim. Nasıl desem... hani o hep bahsedilen beden zihin uyumu vardır ya. Hah işte o
artık ne bende ne de bu ofiste hiç yok “gibi gibi”.
Bu sefer ki şok belli ki diğerlerinden daha fazla gelmiş hepimize. Kimisi hala kurban ettiği sevimli “koçunun” “devesinin” yasını tutuyor. Kimisi tatilin bitmesine hala bir gün daha varmış gibi günü Çarşamba sanıyor. Kimilerinin zihnindeyse türlü sorular hakim.
En popüler olanlar şunlar tabi;
Bugün Pazartesi mi Perşembe mi?
Haftabaşı depresyonuna mı girmeliyiz yoksa haftasonunun gelişini mi kutlamalıyız.
Bu hafta bitmesi gereken işleri tamamlasak mı? Yoksa içinde bulunduğumuz “şey” bir hafta sayılmaz mı? Bir sonrakine mi bıraksak işleri?
En sevdiğim saf soruysa şu; Tatil ne güzeldi di mi?
Sormayın valla, çok güzeldi.
Zor gerçekten, bugün işimiz zor.
Beş gündür ayılar gibi uyuyan, krallar kraliçeler gibi yiyip içen eğlenen bizler için duruma adapte olmak cidden zor.
Özgürlük sonrası prangaya vurulmak gibi bir şey bu. Kaldı ki geldiğimiz yer Maslak. (Yanlış anlamayın tabi ki demiyorum burası en kötüsü ama burası da epey kötü. )
Hani olsaydı ki daha renkli bir ortam belki bu kadar zorlanmayabilirdik. Oysa şöyle bir camdan bakıyorum da içim açılacağı yere daha da daralıyor arkadaşlar. Vallaha kafamı seri şekilde cama vurasım geliyor. Neresi burası? Vampir Krallığı mı? Kızılderili mezarlığı mı? Karanlık Çağda köle pazarı mı? Neden camın öte yanında griden başka renk yok? Hani nerede yeşil, nerede mavi? Neyin cezası ki bu? Kimin tavuğuna kışt dedik de bu denli bir işkence hüküm verildi bizlere? Nerede bize çocukken anlattıkları o farklı güzel şen şakrak dünya?
Kandırılmış hissediyorum kendimi büsbütün... Baştan sonra yalanlarla beslenmiş...
Hatta durun bakın biraz daha abartıyorum;
Az önce on Kasım münasebetiyle ofis kabilesi halinde saygı duruşunda bulunduk. Açıkçası aklım bir an ulu önderden kendime doğru kaymadı değil. Tamam ben belki öldükten sonra hakkında saygı duruşu yapılacak adam olmayabilirim ama sanki... sanki ben ölmüşüm de kendi başımda usul usul bekliyormuşuz gibi geldi.
Ne tatilmiş be arkadaş!
Ve bu, ne denli yıkıcı bir tatil bitimiymiş.
İnan olsun annemi istiyorum şuan. Sıcak kucağında boyama kitabıyla uğraşmak. Önümde bir miktar kurabiyeyle bir bardakta süt.
Yorulup masallar eşliğinde uyumak.
Sarayları istiyorum, ormanları
Çizmeli kediyi, tek boynuzlu atı, kaf dağını,
Zümrütü anka kuşunu istiyorum ve güzel prensesi... (kuşta sorun yok ama prensesi istemek biraz manidar olmuş olabilir kusura bakmayın)
Hiç olmadı yastığımı geri verin bana.
Buhar olmak, nem olmak, uçup gitmek yok olmak,
Tatil yoksa,
Rüyalarda yaşamak istiyorum artık.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB