Maslak İnek Ailesi Hakkında

18 Ekim 2011 Salı 0 yorum
Günaydınlar,
Bugün size dün yaşadığım küçük bir olayı anlatmak istiyorum.
Dün öğle yemeğinin bitimini takiben hergün yaptığımız gibi güle oynaya ofisimize dönmek için hızlıca harekete geçtik.( hem yemeğin verdiği rehavet hem de tekrar ofise kapanma fikrinin getirdiği içler acısı buruklukla süper sonik ağır adımlarla plazaya doğru yürüyorduk) Fakat bu kez yolda çok alışık olmadığımız bir şey bizi bekliyordu.
Bir inek ailesi.
İki yetişkin dişi, iki buzağı(yavrusu yavrusu) başlarında bir de baba(boğa evet) Beş kişilik bu dev kadro bizimle aynı yöne doğru yürüyordu. Hemen kaynaştık kendileriyle başta ufak ufak laf atmalarla şakalaşmalarla başlayan dostluğumuz kısa sürede pekişti güçlendi. O ana dek somurtan mutsuz bizlerse bir anda gülümsemeye başladık. Sanırım doğaya ait, yapmacık olmayan bir şeylerle yakınlaşmak bize iyi geldi, mutlu etti bizi. Hepimizin içinden kopup yüzeye çıkmıştı o saçma mutluluk. Saçma diyorum lafın gelişi ama aslında saçma falan değil. Aksine çok mantıklı, saf, basit bir mutluluktu o. Ne olursa olsun çok güzeldi bir müddet o koca kafalı şirin yaratıklarla yürümek.
Çok normal tabi aslında bu halimiz zira hayvan görmüyoruz adam gibi.
“hayvan görmüyoruz adam gibi” –hımm ilginç bir cümle oldu sanki bu... herneyse. Yani görüyoruz da dört ayaklısını çok görmüyoruz demek istedim. Böyle olunca da tabi kendimizi bir anda milli parkta zannettik. Sırf biz de değil. Yoldan geçen herkes kendilerinin de nedenini garipsedikleri keyifli bir ruh haline büründü. Yolda herkes beş inek gördük hayatımız güzelleşti şeklinde cümleler kurup ineklerle fotoğraf çektirmeye çalışıyordu.
-Gerçi şimdi bir kez daha düşünüyorum da takım elbiseli bir sürü adamın-kadının ineklerle fotoğraf çektirmek için birbiriyle yarışması biraz garip geliyor. Neyse bırakalım şimdi insanları ineklere geri dönelim.
Ey güzel allahım o ne güzel yoldu, doğa, yeşillik, inekler, ot, tezek kokusu ve huzur ... gerçekten hoştu. Bu arada doğa demem yanıltmasın sizi, anın büyüsüne kapılıp bir çift ağacı olduğundan fazlasıymış gibi söylemek hiç adetim değildir. O yüzden unutun doğa yeşillik vesaire dediğimi... hatta otta pek yoktu ama diğerleri evet ordaydı.
Beş inek gördük feleğimiz şaştı inanın. O an sandık ki dünya güzelleşti, dertler tasalar sona erdi.
Görseniz halimizi sizde güler mutlu olurdunuz. Gerçi şimdi biran emin olamadım görseydiniz güler mi yoksa üzülür müydünüz halimize? Nasıl da saf saf sırıtıyorduk yeni yetme bebeler gibi. Sanırsınız ailecek pikniğe gitmişiz. Hiç yarın olmayacakmışçasına eğleniyoruz.
...
Evet artık günümüzde pikniklerde pek yok inekler de hatta dedim ya yeşillik de kalmadı çevremizde.
O çocukluğumuzda oyunlar oynadığımız ağaçlar, o içinden su çektiğimiz tulumbalar kalmadı artık...
Tahmin etmiştim böyle olacağını.
Yazının mutlulukla başlayıp hüzne döneceğini.. hissetmiştim. Heh şaka yapıyorum merak etmeyin. Türk filmi mi bu başta aşk-mutluluk çığlıkları atıp sona gelince trafik kazasında can verelim. Geçmişte kalan geçmişte kalmıştır boşverelim pikniği. Zaten hep dallara takılır düşerdim kıçıma kozalak batardı iyi oldu geçmişte kalmaları. Ayrıca tulumbanın suyu da hep yosunlu olurdu. Biz önümüze bakalım.
Yarın ki planım ineklerle temasa geçmek. Hayır konuşma ya da sevişme anlamında değil. Daha ziyade kafalarını okşamayı düşünüyorum ancak emin değilim acaba ısırırlar mı? İşallah ısırmazlar. Kimbilir belki ilerleyen günlerde onlara isimler takar daha sonra da ellerimle beslerim. (abartıp şımarmaktan da hiç geri duramıyorum lanet olsun) Tamam tamam besleme, isim takma falan yok ama bir sevmeyi deneyeceğim kerataları.(yalnız o babaları biraz fazla irice duruyo yani allah muhafaza bir tersine gelirsek sonum fena olur)
Kesin köyde büyümüş birileri şimdi dalga geçiyordur benim bu halimle. Olsun napalım bilmiyoruz yeni yeni öğreniyoruz bu işleri. Hem illa bir köylü şehirli karşılaştırması yapacaksak diyebilirim ki ben de bir köylüden çok daha iyi kravat bağlamayı biliyorum.(allah benim belamı vermiş de üstün özelliğim bu olmuş söylediğim gibi midem bulandı)
Yazının özü aslında şu arkadaşlar; Ben inekleri çok seviyorum. Aslında kedileri daha da çok seviyorum... ama bu değildi özü sanki yazının, daha başka bir şey yazacaktım? Hah tamam pardon baştan alıyorum yazının özü şu arkadaşlar;
Medeniyet bende alerji ve gaz yapıyor. Bu plazada durduğum heran bedenimde bir deli şişkinlik, tenimde bir yaman kaşıntı hali haiz oluyor. Gelin beni burdan çıkarın çok rica ediyorum, gelin kurtarın.
Her birimiz için en içten medeniyetten kurtulup doğaya dönme dileklerimle bugünlük aranızdan ayrılıyorum.
Kendinize iyi bakın.
Ölmezsek yarın görüşürüz.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB