Okyanus \ Bölüm 7 - Yama

23 Mart 2012 Cuma 0 yorum
Bölüm 7
Yama


Mayame’yi okyanustaki salında bulalı sekiz gün geçmişti. Hayatta kalabilmeleri adalarına bir an önce geri dönebilmelerine bağlıydı. Yol üstündeki adalardan bulabildiği meyveleri toplamıştı ama av hayvanı hiç yoktu. Yiyecek biteli iki gün olmuş, su ise, Mayame’nin ağzına döktüğü son yudumla az önce bitmişti. Katamaranın yaralı, yer yer parçalanmış yelkeni teknenin ulaşabileceği hızın epey altında ilerlemelerine sebep oluyordu.
... ve hala baygındı Mayame, durumu hakkında sadece tahmin yürütebiliyordu. Kaç gündür aç susuz kalmıştı herhangi bir hastalığı ya da iç kanaması olup omadığını bilemiyordu. Kız gözlerini arada bir açıyor bi kaç saniye sonra tekrar kapatıp uykuya dalıyordu. Canı sıkıldı. Uçsuz bucaksız okyanus üzerinde hapsolmuşlardı. Sevdiği kadının gözleri önünde, hayattan, ellerinin arasından kayışını seyrediyordu. Oturup beklemekten başka bir yol bulmaya çalıştı. Mayame daha ne kadar dayanabilirdi emin olamıyordu, umudunu yitirmeye başladı, korktu. Korkunun her türlüsünü yaşamıştı yıllar boyunca ama başkası için korkmanın bu kadar zor olduğunu şimdi anlıyordu. Terleyen avuç içleri ellerindeki yaraların tekrar sızlamasına neden oldu ama o hissetmedi bile... Ağlamak istedi çaresizlikten, ama ağlayamazdı. Vazgeçemezdi, şimdi değil, burda değil. Halkı ve Mayame ona güveniyordu.
Kendisi de açtı, ama biliyordu ki ölümü açlıktan olamazdı, bunca çabadan sonra ve bunca sorumluluk üstündeyken açlık onu öldüremezdi. Usta bir denizciydi, yelkeni olabilecek en iyi şekilde tamir etmişti. Ama yeterli değildi farkındaydı bunun. Bu hızla asla vaktinde adaya dönmüş olamazlardı. Hava kararmak üzereydi, Mayame uykusunda sayıklıyordu. Tek bir sağlam yelken diye düşündü... evet tek bir sağlam yelkenleri olsaydı rüzgarın tüm bu asi kuvvetini kendi lehlerine kullanabilirlerdi.
Bitmiyordu deniz, su olmayan hiç birşey yoktu etraflarında, ufuk çizgisinden gözlerini asla ayırmıyordu. Aniden yıllar öncesini hatırladı, yolculuğunun başını, ofisini, arabasını, balıkçı kasabasını... O zamanlar nasıl da kaçmak kurtulmak istiyordu herşeyden. Deniz nasıl da sınırsız sığınaklar ve özgürlükler sağlamıştı ona. Bu durumdayken bile özlemedi o günleri biran olsun. Sadece birayı özlemişti kasa kasa bira kutularını hatırladı, şekerlemeleri, yelkenlisini... derken balıkçı kasabasından aldığı kalın montu hatırladı, yelkenlisi dostun, parçalandığı fırtınada üstündeydi, medeniyetten geriye kalan tek şeydi bu mont. Mont kazadan kurtulduğunda üstündeydi ama Mayame’yi bulmak için çıktığı bu son yolculuğunda Totoma’nın tüm ısrarlarına rağmen katamarandaki yer darlığı yüzünden yanına almamıştı. Kendi kendini paraladı bu hatası için, o mont belkide yelkenin parçalanmış kısımlarını yamamak için kullanılabilirdi. Boşa hayıylanmanın bir anlamı yoktu çözüm gerekiyordu, yavaş ve çaresiz hareketlerle katamaranın uyumak için olan bölmesine girdi, Mayame uyuyordu, bölmenin dip kısmını eliyle yokladı, işe yarar bişeyler bulmayı umdu ümitsizce. İçi boş bikaç meyve çuvalı vardı, fakat çuvallar hem delik hemde dokuma aralıkları çok genişti, yelken tamiri için kullanılamazdı. Aramaktan vazgeçmek üzere, son bir kez daha elini sağa sola salladı, parmakları yumuşak birşeye dokundu. O kadar köşeye itilmiş, istif edilmiş bir şeydi ki bu katamaranın tahtaları arasına girmişti. Zarar vermeden ağır ağır çekti. İnanamıyordu lacivert kalın balıkçı montu ellerinin arasındaydı. Totoma! ah Totoma! sen olmasaydın ben ne yapardım dedi. Telaşla yelkenin başına gitti yelkendeki kopuk parçayla montun yapısını eşleştirmeye çalıştı, iş görür diye düşündü. Yeterli ipi yoktu onarım için, domuz derisinden yapılma su matarsını bıçağıyla ince şeritler halinde kesti, ip olarak kullandı, montu parçalamadan, yelkenin gedik bölümüne bıçak ve deriden yaptığı iplerle yamadı. Artan çuval parçalarını montun kollarını bağlamak için kullandı. Bu şartlar altında yapılabilecek en iyi yelken tamiri bu olmalı diye düşündü, şimdi tüm mesele yeterince sağlam olup olmadığı anlamaya gelmişti. Güneş batmak üzere ufuk çizgisinin üstüne sokuldu. Bir kaç saat içinde rüzgar iyice kuvvetlendi. Montun kolları şişti, dikiş yerleri sağlam görünüyordu, yelken tekrar rüzgarın gücünü zapdetmeyi başarmıştı.
Gece yıldızlar ortaya çıktığında gideceği yönü tamamiyle biliyordu. Yelkeni son bir kez daha kontrol etti, sağlamdı. Dümeni sımsıkı bağladı, Mayame’nin yanına uzandı, elini sıkıca tuttu. Rüzgarın asla durmaması için dua etti.
Tam bir gün sonraydı, “Kuna” adlı bir çocuk babasına yemin ediyordu, açıkta yelkeninde kollar olan bir tekne görmüştü.

0 yorum:

 

©Copyright 2011 Taboo | TNB